Âma Arkadaşına Renkleri Anlatan Genç

YAZI DEFTERİ | | 13 Nisan, 2012 | 10.104 kere okundu

Bir sonbahar günüydü. İnsanı hüzne daldıran bir hava vardı dışarıda. Penceremde kurşuni renkli bulutların yavaş yavaş kara renge dönüştüğünü seyrediyordum. Göğü demet demet kara güller sarmıştı sanki.

Yağmur çiselemeye başladı. Kafamı pencereye yasladım. Bir yağmur damlasıyla beraber derin düşüncelere daldım. Camlara vuran damlaların sesinin musikisine kaptırdım kendimi.

Güz yağmurları…

Zilin çalmasıyla kendime geldim. Hemen koşup, kapıyı açtım. Kapıda arkadaşım Hasan ve annesi vardı. Hasan, doğuştan kördü. Kendisi gelemediği için annesi onu bizim kapıya kadar getirmişti.

- İçeriye girin sizlere sıcak bir şeyler ikram edeyim, dedim. Hasan’ın annesi:

- Teşekkür ederim. Siz Hasanla eğlenin. Akşama eve bırakabilirseniz memnun olurum, dedi ve gitti.

Hasan’la beraber odama çıktık. Hemen mutfağa gidip çayın suyunu koydum. Tekrar odama döndüm. Hasan kafasını pencereye dayamış sessiz bir şekilde kıpırdamadan duruyordu. Ben de onun Yanına gittim. Hasan kafasını kaldırarak kısık ve mahcup bir sesle:

- Adem abi, bana renkleri anlatır mısın? dedi. Bundan iki gün önce çocuklar bahçemize girmişti. Ben de balkon da oturuyordum. Çocuklar: şu beyaz güllere, şu sarı güllere, şu kırmızı güllere… bakın ne kadar harikalar, ne kadar da güzel kokuyorlar, diye bağırıyorlardı. O günden beri renkleri öğrenmeyi çok istiyorum. Bana renkleri anlatırsın değil mi?

- Eee…ee…evet.

Hasan’a evet dedim ama renkleri ona nasıl anlatacaktım. Renkler nasıl anlatılırdı ki… kırmızı, sarı, mavi, beyaz….

Sarı Kuru ve Çok Kırılgan Bir Renk

“Sarı, sonbaharın rengidir” desem anlamaz vs gibi cevaplar. Ardından gelen “hayır”lar… Kendimi Hasan’ın yerine koymalıydım. Ancak Hasan’a en iyi bu şekilde yardımcı olabilirdim.
Ne yapabilirdim? Elle tutulur bir şeyler bulmalıyım. Sonbaharın rengi… aklıma hemen yere düşen yapraklar geldi. Hasan’a o yapraklardan birini verip işte sarı bu demeliyim. Bahçeye çıkıp yerden bir gazel aldım ve Hasan’a verdim.

- Hasan işte sarı bu.

Hasan yaprağı elinde gezdirdi, avuçlarını sıkınca yaprak elinde parçalandı. Kendi kendine şöyle mırıldandı Hasan: “Demek ki sarı kuru ve çok kırılgan bir renk…

- Yüzünü yakan güneşin rengidir sarı, dedim. Hasan yine kendi kendine:

- Demek sarı rengi sıcak bir rek, dedi.

- Öyleyse ateşte sarı olmalı; çünkü o da sıcak, dedi Hasan.

- Evet Hasan, ateş de sarı.

Hasan’ın sevinci yüzünden hemen anlaşılıyordu. Tabii aynı sevinci ben de yaşıyordum. Çünkü az da olsa doğuştan kör olan bir arkadaşımı sevindirebilmiştim. Böylece Hasan’ın kafasında sarı; kuru, kırılgan ve sıcak bir renk olarak yankısını bulmuştu.

Kışın Rengidir Beyaz

Renkleri mevsimlerden yola çıkarak anlatmak o zamanlar benim kafama en yatkın olan düşünceydi. Beyaz kışın rengidir Hasan.

- Ne demek yani?

- Kara dokunmuşsundur herhalde. İşte beyaz kardır. Hasan biraz düşünmeye başladı. Ve :

- Demek ki beyaz yumuşak ve soğuk, dedi. Ben de hemen ekledim:

- Beyaz ayrıca saflığı ve temizliği ifade eder. Hasan’ın sevinci bir kat daha artmıştı.

Yeşil Yumuşak Ve Hayat Dolu Bir Renk

Kendi kendime “yeşil”i de ilkbaharla anlatmalıyım, dedim. İlkbaharı düşünmeye başladım. İlkbaharın gelişiyle karlar erimeye başlar. Ve ilkbaharın sıcak nefesiyle dünyada diriliş muştuları yankılanır. Bahar rüzgarları hayat üfler kainata.

Ağaçlar yeni bir doğuşu ifade edercesine gelin gibi süslenirler. Renklerin en güzeline ilkbaharda şahit oluruz herhalde. Sarı,yeşil, mor vs… bin bir renk cümbüşüyle içimize ayrı bir güzellik dolar.

Birden çay koyduğum aklıma geldi. mutfağa gidip çayı demledim. İki bardak doldurarak Hasan’ın yanına döndüm. Çaylarımızı yudumlarken Hasan, yeşili anlatmadın dedi. Çaylarımızı bitirdikten sonra Hasan’ın elinden tutup onu bahçeye çıkardım. Yağmur dinmişti. Dalları yere sarkan ağaçların yanına gittik. Hasan ellerini dallara uzattı ve eline birkaç yeşil yaprak geldi. İşte Hasan elindeki yapraklar yeşil renk. Hasan:

- Yeşil yumuşak ve hayat dolu bir renk, dedi.

Yağmurla beraber etrafı hoş kokular sarmıştı. Hasan’la beraber derin bir nefes çektik. Tekrar eve döndük. Hasan’ın eve gitme vakti gelmişti. Koluna girdim ve onu evine bıraktım.

Hasan’ın o kadar mutluydu ki, anlatmak mümkün değil. Yüzündeki sevinç dünyalara bedeldi. Bana teşekkür etti.


Eve dönerken yolda aklıma Hasan’a “mavi”yi anlatmadığım geldi. Siz olsaydınız nasıl anlatırdınız?



Kaynak: www.ailedanismanim.com

Paylaşmak Güzeldir

11 Yorum

  1. nihal diyor ki:

    tesekkur ederim Esfer hanim …

  2. Esfer diyor ki:

    Nihal hanım,

    Yorumunuzu çok beğendim. Siz de renkleri anlatan bir yazı yazmalısınız bence.

  3. Nihal diyor ki:

    Mavi en sevdigim renk ..
    nasil anlatilir mavi ? benim icin MAVİ sonsuzluğu temsil ediyor …
    Deniz mavi…
    Gökyüzü mavi..
    Sanki insan denize dalsa bu dunyanın herşeyinden kurtulup sonsuzluğa gidecek gibi..
    ya da masmavi gökyüzüne uçsa bu dünya peşini bırakacak ve insan yine sonsuzluğa uçacak gibi..
    evet MAVİ sonsuzluk demek..

  4. Büşra diyor ki:

    Gerçekten tebrik ederim sizi. Büyüklerimle bunu tartışmıştım inanın. Karsımdakiler anlatılamaz dese de ben anlatılacağına inandım ve anlatılır da zaten. Böyle görme engellilere anlatılacak veya öğretilecek en zor şey bu çünkü göze bağlı bir şey bu. Ama ben söyle düşünüyorum. Biz yaradanı nasıl görmeden seviyorsak biliyorsak bu da bilinip hissedilip öğrenilebilir maviyi anlatmaya çalışsam havanın rengi ya da denizin, belki de gözleri mavi ise onun, maviyi saf temiz su gibi diye anlatmaya çalışırdım kısacası. Teşekkür ediyorum. Saygılarımla…

Yorum Yapın