Cehaletimizi mi Reklam Ediyoruz?

HAYAT AKADEMİSİ | | 14 Ekim, 2010 | 1.826 kere okundu

İnsanlardan bir zamanlar kendi taştan topraktan yaptığı putlara tapanlar olmuştu. Bu devirlere hala cahiliye devri diyorlar. Şimdi artık geliştik, insanlar taşa toprağa tapınmıyor.

Günümüzde insanoğlu, hayatını kolaylaştırmak için icat ettiği metotların tılsımına kendisini kaptırabiliyor. Bu mistik odakların başında da rakamlar geliyor. Tarihler de birer rakam deposu olduğuna göre bazı tarihlerdeki cazibe kaçınılmaz oluyor. Yeni geçen 10.10.2010 tarihinde de önceki cezbeden tarihlerdeki gibi evlilik, doğum talepleri patladı. Partiler düzenlendi. Hatta nikahlar saat 10‘u 10 geçe kıydırılmaya çalışıldı. Halbuki 10 rakamı da, takvim de, ay, gün isimleri de hepsi beşeri buluşlar ve insan hayatını kolaylaştırmak üzere tasarlanan teknikler değil mi? Tılsımı nerden geliyor?

Bir yılın 365 gün değil de ondan altı saat fazla olduğunu düşünürsek, 10.10.2010 günü saat 10’u 10 geçe gerçekte saat 4’u 10 geçedir. Saat 06:00 dan öncesi de 09.10.2010’un son saatleridir. Eyvah tılsım bozuldu(!). Nikah 11.11.2011’e kaldı desene. Hadi nikahları erteledik. Doğumları ne yapacağız?(!) Başka şekilde işleyen takvimler de var. Mesela Maya takvimi 2012 tarihine kadar tasarlanmış. 31 aralık 2012 de zaman duracak mı yani? Bunun üzerine bir de sanal korsanlar belli tarihlerde ortaya çıkan bilgisayar virüsleri programladılar mı sayıların gizemi daha da artıyor.

Sadece tarihlerle cahiliyet yaşanmıyor. Rakamlarla dini konular arasında doğrudan veya dolaylı bağlantılar kurarak o rakamlara mistik bir anlam yüklenmesine ne demeli? Diyorlar ki: Filanca rakam (Rakam kullanmıyoruz zira uğurlu kabul edilebilir) Kur’an-ı Kerim’de şu kadar yerde şu sıklıkta şu surelerde geçiyor. Olabilir belki bir önceki veya bir sonraki rakam için de benzer ve olağanüstü(!) şeyler bulunabilir. Olsa da bunda şaşılacak bir şey yok.

Kendi başına rakamsız olarak değerlendirsen bile Kur’an bir mucize değil midir? İnsan kendi vücuduna sindirim sistemine, dolaşım sistemine, yaşantısına, doğumuna, ölümüne bakarak da o mucizenin farkına varamaz mı? Diğer taraftan gökyüzü, atmosfer, güneş, ay, hava, su, toprak ve türlü cisimlerin varlığı insana bir şey hatırlatmaz mı? Rakamların şu veya bu düzende Kur’an’da yer alması bu eşsiz ahenge ne katabilir ki? İlla rakamlarla uğraşılacaksa, en yakını 4,5 ışık yılı uzaklıktaki yıldızlar, 2,5 milyon ışık yılı ötedeki gökadalardan veya kendi vücudundaki tahminen 100 trilyon hücreden ve her bir hücreyi oluşturan trilyonlarca atomdan bahsedilebilir. Rakamların nasıl yetersizleştiğinin en güzel ispatına ulaşılabilir.

Cehalet Hayatımızın İçine Sinmiş

Rakam cehaleti sadece uğurlu sayılarla değil uğursuz sayılarla da yaşanıyıor. “13. Cuma” gibi filmlerle de pompalanan 13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç sayesinde bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmiyor, uçaklara 13. koltuk sırası konmuyor, apartmanlarda, otellerde 13. kat 12A ya da 14 olarak adlandırılıyor. 13 numaralı oda bulunmuyor. Bulunsa bile kimse o odada kalmak istemiyor. Bu nasıl bir cehalettir.

Televizyonlarımızda yarışmacılar saatlerce üzerinde uğurlu rakam olan kutuların kendilerine para getireceğinden bahsederler de basit bir olasılık hesabı olduğunu göstermezlerse, bunu seyreden toplum fertleri de 10.10.2010 günü evlenmek veya doğum yapmak için sıraya girerler.

“Beşer şaşar” da bu kadar da şaşkınlık olmaz.

Bu inanışların genel bir adı vardır. Bütün bunlara batıl inanç denir. Hayatımızın içine sinen yüzlerce cehaletimizden kaynaklanan batıl dediğimiz inançlarımız var.

Ne geldiyse başımıza cehaletimizden değil mi? Öyleyse hakkın gelmesi, batılın zail olması ve cehalet devrinin sona ermesi ancak eğitimle olabilir. Fakat herşeyi hakiki kaynağından alan bir eğitimle…

Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın