Diziler Aile İlişkilerimizi Nasıl Etkiler?

EVLİLİK ve İLETİŞİM | | 10 Şubat, 2011 | 3.228 kere okundu

Televizyonun çiçeği burnunda günlerinde ekranlarda çoğunlukla yabancı menşeli pembe diziler (soup operalar) bulunuyordu. İlk günler olması ve çok farklı program alternatifi bulunmaması dolayısıyla izleyici, önüne ne gelse merakla ve heyecanla takip etti.

Yayınlanan dizilerin başrollerindeki erkekler çoğunlukla romantik, anlayışlı, zengin veya kariyer sahibi iken kadınlar alabildiğine güzel, alımlı, neredeyse hiç yanlışı olmayan iyilik meleği, aşık olunan tipler şeklinde sunuldu. Dizi boyunca bu “ideal” çiftler bazen kayda alınmayacak sebeplerle de olsa asla kavuşamadılar, kavuştuklarında ise film veya dizi sona erdi.

Evlendikten Sonrası İhmal Edildi

İlk yayın döneminin ardından yavaş yavaş yerel programlarımız gündeme geldi. Bizim filmlerimizde de tipler genelde aynıydı. Esas oğlan Ferit ve esas kız Nalan birbirlerini deliler gibi sever sonunda zorlukları aşıp genellikle kavuşurlar ve film mutlu sonla biterdi. İlginçtir ki merakla izlenen bu programlarda -batı yapımı olsun, kendi yayınımız olsun- kavuşup evlendikten sonrası pek gösterilmezdi. Oysa asıl mesele evlendikten sonra başlayacaktı. Başrollerdeki kişiler dizide veya filmde kavuştuktan sonra evlilik kurumunu nasıl götürdüler? Evlilikte birbirlerine yaklaşım tarzları, sorunları çözme yöntemleri, karşılaşacakları sıkıntılar, onların bu sıkıntılara nasıl katlandığı olumlu çerçevede verilebildiğinde, kendilerini izleyip model alanların zihninde oluşturulan romantik hava, biraz daha gerçekçi kılınabilirdi.

Günümüz şartlarında program çeşitliliği had safhada. Uydu kanalları da eklenince artık başından hiç kalkmadan 24 saat dizi izleyebilirsiniz. Oyuncuların ise tiyatral yetenekleri yerine ince, uzun, zayıf, yakışıklı ve güzel olması ön plana çıktı. Hal böyle olunca erkekler ve kadınlar ister istemez televizyonun sunduğu bu ideal (gibi görünen) tiplerin etkisinde kaldı. Ve öyle bir duruma gelindi ki dindar olsun olmasın erkekler bu özelliklere sahip hanım arayışına girdi. Kimisi yıllarca birlikte emek verilerek kurulan mutlu yuvayı dağıtabildi, kimileri ise hanımına zayıflama baskısı kurdu. Diziler eşler arasındaki beklentinin dozunu arttırınca hanımlar maddi durumlarına bakmaksızın eşinden daha fazlasını ister oldu. Pahalı ev eşyaları, giysiler, genellikle dışarıda yeme isteği bunlardan sadece birkaçı. Çiçekle eve gelinmesi önceden mutlu etmeye yetecek bir durumken artık sık sık yapılması istenen bir beklenti haline geldi. Sürekli iltifat, iyi sözler, romantik sürprizler evlilikte ihtiyaç olarak algılanmaya başlandı.

Oysa bu programları izleyip aşk evliliği yapabilenler evlendikten sonra o kadar emek sarf ettiği eşinden bir çırpıda vazgeçebildi. Mutlu, cıvıl cıvıl, neşeli, aşık geçirilen ve çoğunlukla kısa süren pembe günlerin sonrasından bahseden yoktu. Asıl bilinmesi gereken bu kısmıydı belki de.

Ancak “Acaba bu bölümde kavuşacaklar mı?” merakını vermek daha önemliydi yapımcılar için. Zira önemli olan izlettirmek, vakit geçirtmekti; eğitim ve faydalı olma pek fazla kişinin aklına gelmiyordu.

Televizyonun İdeal Tipleri Bilinçaltına Yerleşebilir

Günümüzde boşanma oranlarının artışı konusunda fikir yürütürken “Önceden niçin evlilikler uzun sürerdi?” diye de düşünülür. Köklü bir geleneğe sahip olan insanımız sanayi devrimi ve sonrasında yaşanan gelişmeler sonucunda büyük bir kültür kaosuna ve yozlaşmaya doğru sürüklendi. Televizyon bu süreçte etkin olan faktörlerden sadece bir tanesiydi belki de. Ancak en etkili ve yaygın olanıydı şüphesiz. İnsan, özellikle ergenlik döneminde, çevresinde kendisine model olacak kişiler, roman tiplemeleri, film yıldızları arar. Çoğu izleyici ya da okuyucu bir eseri okurken veya bir filmi izlerken kendisini başroldeki kişinin yerine koyduğunun farkında bile olmaz. Bu nedenle eşinin ilgisizliğini içinde daha da büyüten hanımlara veya televizyonda 90-60-90’lık ölçüler içerisinde gösterilen mankenlerle hanımını kıyaslayabilen beylere dahi rastlanabiliyor. Yanlış örnekleri bilinçaltında kodlayınca daha doyumsuz ve mutsuz eşler gündeme gelebiliyor. Pek çok kimse ise bu olumsuz havayı kontrol edemeyerek ve hayal ürünü dünyanın abartılarına kapılarak boşanmaya kadar durumu ilerletiyor.

Şimdilerde aile içi iletişimi ideal nitelikte vermeye çalışan TV programlarına ve dizilere rastlanabiliyor. Fakat bu tarz yapımların sayısı oldukça az ve içerik de bizim kültürümüze pek yakın sayılmayacak nitelikte. Geç saatlere kadar çalışan anne, “modernlik”le geleneksel erkek modeli arasında bocalayan baba ve acayip çocuklarla Müslüman kimliğe ters bir aile modeli sunuluyor.

Sonuç itibariyle, eğlence niyetiyle dahi olsa bu programlar izlendiğinde dikkatli olmakta fayda var. En güzeli eşlerin ortak karar vererek programları eleştiri süzgecinden geçirmeleri elbette. Sanal olan bu yapımları izlerken gerçekler de hatırda tutulursa, tercih edilen iyi yapımlar, hem eşler arası iletişime hem de ailedeki tüm fertlerin birbirleriyle etkileşimine olumlu zemin hazırlar.

Tv Programlarında Abartı Kaçınılmazdır

Dizi filmlerin hanımlara etkisine sosyo-psikolojik olarak baktığımızda özenme ve halinden memnun olmama psikolojisinin yaygınlaştığını görüyoruz. Dizilerdeki lüks yaşantı ve giyim-kuşam hanımları ister istemez daha iyisini elde etme arayışına sevk ediyor. Kadın, eşinin elinden geleni yaptığını bilse dahi, içsel bir kanaatsizlik hissinden kaçınamıyor. Bu nedenle TV izleme etkinliğinin bilinçli ve kontrollü bir süreç haline getirilmesi hanımlar açısından daha sağlıklı neticeler doğurur. Oradaki hayatın tamamen veya çoğunlukla hayal ürünü olduğunun akıldan çıkarılmaması, kurulan dünyanın gerçekle o kadar da uyuşmadığının bilincinde olunması çok önemli.

Dizilerde her an aşkını dile getiren, sürekli romantik ve ilgi dolu davranış sergileyen, hiçbir zaman yanlış yapmayan kahramanlar da; yüzüyle, fiziğiyle, giyim-kuşamıyla ve davranışlarıyla çevresindekileri etkileyen kişiler de abartılarak verilir. Zira edebi eserlerde abartı yapmak hem gereklidir hem de bir hüner göstergesidir. Böyle kurgulara kapılıp hayatını mutsuz ve kanaatsiz geçirmek ise akıl eksikliğine işaret eder.

Her güzelin bir kusuru vardır. Elinizdeki, size ait olan asıl güzeldir. Diğer beğenilen insanlarda, sizin bilmediğiniz ve öğrendiğinizde kendisi hakkında kanaatinizin değişeceği pek çok olumsuz özellik bulunabilir.

Allah Teala kanaatkar ve şükür ehli kullarının elindeki nimetlerini daima artırır. Elindekinin kıymetini bilmeyenlerden olmak ise kaçınılması gereken bir durumdur.

Tv Aile Düzenini Bozmasın!

Din Eğitimi Uzmanı Eyyüp Beyhan, bazı televizyon programlarının ailemize ve dini yaşantımıza olumsuz etkisinin tahmin edildiğinden fazla olduğunu vurguluyor. “Dışarıda kendimizi sakındığımız haram unsurları evimizin içerisinde görmekten rahatsız olmuyorsak ruh bütünlüğümüzün ve iç güzelliğimizin bozulmaması mümkün olmayacaktır.

Ailede karı- koca arasındaki muhabbetin daha da kuvvetlenmesinin bir şartı da haramlardan sakınmaktır. Eşlerin kanallarda karşılarına çıkan her dizi veya filme hassasiyet göstermeksizin bakması, seçici davranmaması manevi bütünlüklerine, yuvadaki feyz ve berekete engel olur. Bu konularda belli kriterleri, sınırları olmayan ailelerde yetişen çocukların da çok yüksek düzeyde ahlaki gelişim göstermesi beklenmez” diyen Beyhan, dizi filmleri çoğunlukla daha sık izleyen hanımların bu konuda daha duyarlı ve kontrollü olmalarını öneriyor.

Yayınlarda karşılaşılan şatafatlı görüntülerin ve davranışların, izleyicide kanaatsizlik oluşturabileceği ve kendi yaşantısından mutlu olmayan, tatmini güç kişiler haline getirebileceği konusunda da uyarıyor.

Neslihan BEYHAN’ın bu yazısı Eylül 2009 tarihli SEMERKAND AİLE DERGİSİ’nin 48. sayısında yayınlanmıştır.

Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın