Dostluk İnce Bir Cam Gibidir

BİREYSEL DANIŞMANLIK | | 03 Mart, 2011 | 3.993 kere okundu

Bu kadar kıymetli olan dostluk ve kardeşlik hakkında alimlerimiz bizi dikkatli olmaya çağırarak “Allah için oluşturulan ince bir cam gibidir; onu korumaz ve sakınmazsan pek çok afetle yüz yüze gelir” diye nasihat eder.

Peygamberimiz (s.a.v) Miraç’tan dönüyordu. Cebrail’le (a.s) konuşmaktaydı. “Ben bu hadiseyi anlattığım zaman kavmim beni yalanlar” diyordu. Bunun üzerine Cebrail, seni Sıddık tasdik eder, merak etme” diyerek Efendimiz’e (s.a.v) teselli vermek isteyince Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Sıddık’ın kim olduğunu sordu. Cebrail (a.s) “Sıddık, Ebu Bekir’dir” cevabını vermişti. Gerçekten de Hz. Ebu Bekir Miraç hadisesinde dostluğunu ve sıddıkiyetini ispatlamıştı. Miraç hadisesinde bazıları Efendimiz’in anlattıklarını inkar etmiş, bazıları ise tereddütte kalıp kendisine sormaya gelmişti. Oysa Hz. Ebu Bekir’in sözleri yalnızca şunlar olmuştu: “Bunları o mu söyledi? O söylediyse, şüphesiz doğrudur!”



Hz. Ebu Bekir ömrü boyunca bu düsturdan ayrılmadı, sadık dostluğunu, zirvede yaşadığı teslimiyeti hayatının her karesine nakşetti. Bu sebepten olsa gerek, Allah için kurulan dostluk ve kardeşlik İslam alimlerince evladu ıyalden önde tutulur. Allah’ı kendisine dost edinenler yine Allah için kurulacak dostluklara yapışır. Zira onlara göre çoluk çocuk, aile sevgisi, çoğunlukla, beraberinde az-çok dünya kaygısı taşır. Oysa Allah için yapılan kardeşliğin temelinde ahiret kaygısı ve Allah rızası bulunur; bu nedenle de diğer sevgilerden öndedir.



Allah İçin Sevenler Cennetin En Güzel Yerlerini Hak Eder



Dostluk nimetini bize kendisinin lütfettiğini, birbirimize karşı kötü duygular beslerken kalplerimizi birleştirdiğini haber veren Cenab-ı Allah, “İslam’a sımsıkı sarılın; dağılıp parçalanmayın” diye de ihtarda bulunur Âl-i İmran suresinde. Efendimiz (s.a.v) ise “Kim bir mümini Yüce Allah için kardeş edinirse; Allah Teala o kulunu cennette herhangi ameli ile ulaşamayacağı bir dereceye yükseltir” müjdesini verirken “Mümin, kendisiyle rahat geçinilen ve hemen kaynaşılan kimsedir. Kimseyle kaynaşmayan ve kendisine de yanaşılmayan kimsede hayır yoktur” uyarısını yapar. Çeşitli rivayetlerde ise kıyamet gününde Allah için sevenlerin birbirlerine şefaat yetkisinin olacağından, arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan birinin de Allah için birbirlerini sevenler olduklarından bahsedilir.


İşte bu kadar kıymetli olan dostluk ve kardeşlik hakkında alimlerimiz bizi dikkatli olmaya çağırarak “Allah için oluşturulan ince bir cam gibidir; onu korumaz ve sakınmazsan pek çok afetle yüz yüze gelir” diye nasihat eder. Yıllarca sürmüş olsa dahi dostluk sona erdiğinde tüm sevabı yok olabilir. Bu nedenle Allah için yaptığımız dostluğu sürdürmemiz ve gerekli özeni göstermemiz gerekiyor.



Dostluğu devam ettirebilmenin ve kardeşliğe gereken ehemmiyeti verebilmenin ilk sırrı arkadaş seçimini doğru yapmak ve doğru kişiyle yola çıkmakta gizli. Karar için öyle güzel düşünüp tercihimizde öyle isabetli olmamız gerekir ki bir kez bu arkadaşlık başladığında, çeşitli sıkıntılar, imtihanlar vesilesiyle hemen yıkılmasın, temeli sağlam olsun. Hz. Davut’tan (a.s) rivayet edildiği bildirilen bir kudsi hadiste Allah Teala ona “Ey Davud! Kendine dost seçerken uyanık ve dikkatli ol. Benim razı ve hoşnut olacağım işlerde sana yardımcı olmayan hiç kimse ile yakın dost olma. Bu haliyle o senin için bir düşmandır. Kalbini katılaştırır, seni benden uzaklaştırır” buyurur.



Dostluğun Gerektirdiği İncelikler



Arkadaşlık geliştirildiğinde dostun kıymeti bilinmeli ve haklarını yerine getirmede ihmalkar davranılmamalı. Cenab-ı Allah’ın “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Şüphesiz şeytan aralarını bozar” (İsra, 53) uyarısını dikkate alıp Allah için sevdiğimiz kişilere tatlı dilli güler yüzlü olabilir, onlarla kolay ve güzel geçimi temine çalışabiliriz. Rasulullah (s.a.v) bir hadisinde “Kardeşinle çekişme. Ona sevmediği şakaları yapma. Ona bir söz verip sözüne ters davranma” buyurmuş ve kardeşliğimizi sağlamlaştırmanın yollarını göstermiştir. Önceki dönemlerde yaşayan güzel ahlaklı salih kimseler, kardeşleri hakkında konuşulduğunda kendilerini arkadaşlarının yerine koyar; kendileri hakkında neyin konuşulmasından hoşlanıyorlarsa, kardeşleri hakkında da o şekilde konuşurlardı. Bununla birlikte kardeşinin bir kusurunu gördüğünde örter fakat düzeltmek maksadıyla, hoş bir üslupla kendisini uyarırlardı. Hz. Ömer (r.a) “Arkadaşına kusurlarını söyleyen kimseye Allah rahmet etsin” diye dua eder.



Her Halde Dost İçin Güzel Söylemeli





Samimi arkadaşlığın bir gereği de kardeşi günaha düştüğünde onu bu durumdan kurtarmaya çalışmak. Ayrı kalınan, dargın bulunulan dönemde ise kardeşinin ardından her şeye rağmen güzel konuşabilmek çok önemli bir erdem.



Arkadaşlığı sağlam ve emin adımlarla devam ettirmenin önemli yollarından bir diğeri de yokluğunda kardeşini arayıp hal hatır sormak, hasta ise ziyaretini yapmaktan geçiyor. İslam büyüklerinden olan Ata b. Ebi Rebah’tan şöyle rivayet edilir: “Üç günden sonra kardeşinizin durumunu araştırın; eğer hasta iseler onları ziyaret edin; işleri çoksa yardım edin, eğer Allah’ı ve ahireti unutmuşlarsa kendilerine hatırlatın.” Sevdiği bir sahabeyi göremeyen Hz. Ömer’e Rasulullah (s.a.v)  “Bir kimseyi sevdiğin zaman onun ismini, babasının ismini, oturduğu yeri sorup öğren. Hasta olursa ziyaret edersin; çok işi bulunursa yardım edersin” hatırlatmasında bulunur.


Her ne kadar dostluğun pekişmesi ve güzelce devam etmesi için tatlı söz gerekliyse de dostluk yalnızca sözle kurulacak bir yapı değildir. Bazı kimseler güzel fakat boş sözlerle dostluk iddiasında bulunur. Oysaki dostluğun gerçeklik durumu söylenen sözlerin yerine getirilip getirilmemesi ile anlaşılır. Dostluk, hizmet, feragat ve iyi niyet bekler. Dünyaya rağbeti çok olan kimselerin dostluğu sadece dilindedir. Onlara bir işiniz düştüğünde yıllarca yaptığınız iyilikleri bir anda unutuverirler. Böyle kişilere yapılan hizmetlerin karşılığını beklemek ya da samimi olmayan dostluklarına kanmak adeta başına dert almaktır.



Dostluğun gerektirdiği diğer inceliklerden bazıları; kardeşini malı, dili, kalbi ve yardımlarıyla destekleme; ona karşı sabırlı, şefkatli ve alçakgönüllü olma, buğuz ve hasetten sakınıp sık sık hal hatır sorma, çekişme derecesinde tartışmaya girmeme, kendi nefsinden önce onun iyiliğini tercih etme, onun dertleriyle dertlenme, verdiği sırları kesinlikle gizli tutma, dualarında unutmama, kardeşini ağır yük altına sokmama, ona soğuk davranmama, kendini ondan üstün görmeme, sevgide aşırı gitmeme şeklinde sıralanabilir.


Sevgide ölçüyü koruma ile ilgili Hz. Ali Efendimiz (r.a) “Sevdiğin kimseyi ölçülü sev; belki bir gün düşmanın olur. Kızdığın kimseye de ölçülü kız; belki bir gün dostun olur” uyarısını yapar. Nihayetinde sevgide aşırılığa kaçma da karşımızdakine ve kendimize zulüm olacaktır.



Dostlukta Uyum Mutlaka Aranmalı



Büyük İslam mütefekkirlerine göre kalıcı dostluklar ancak hemcinsler arasında mümkün oluyor. Şeyh Sadi, “Güvercin, güvercinle dost olmalı, şahin de şahinle… Şahinle dost olmaya kalkan güvercinin vay haline” şeklinde düşünürken; Hz. Mevlana, dostlukta uyumu biri dar, diğeri geniş iki ayakkabı ile örneklendirir. Nasıl ki biri dar, diğeri geniş olan ayakkabı çifti sahibine yalnızca rahatsızlık verirse; farklı mizaç ve inanıştaki insanlar arasında da uyum olmaz ve neticede bu tip dostluklar iki taraf için de hayır getirmez. Böyle bir uyumsuzluk fare ile kurbağanın haline benzer.



Fare İle Kurbağa Dost Olursa



Mesnevi’de geçen bir hikayeye göre fare ile kurbağa bir gün su kenarında karşılaşır, arkadaş olur. Bir müddet sonra dostlukları bir hayli ilerler. Gece gündüz sık sık görüşürler. Fare bu durumdan endişelenmeye başlar ve “Kurbağa kardeş! Seninle dostluğa doyamıyorum ama bir gün beni terk edersin diye de korkmadan edemiyorum. Gel, seninle ayaklarımızı birbirine bağlayalım, böylece her an birbirimizden haberdar oluruz” diye teklifte bulunur.



Farenin önerisi, kurbağanın pek hoşuna gitmese de arkadaşının ısrarına dayanamaz. Ayağını fareninkine bağlar fakat karaya sürüklenme tehlikesine karşı da her an tetiktedir. Bu hal böylece devam ederken karga bir anda fareyi kapar ve havalanır. Onunla birlikte kurbağa da göklere yükselince görenler bu duruma şaşar. “Nasıl olur da kurbağa gibi bir su hayvanı kargaya yem olur?” diye söyleşenlere kurbağanın lisan-ı hal ile cevabı şu olur: “Ben bu felaketi hak ettim. Su halkından olduğum halde hemcinslerimi bırakıp karada yaşayanlarla arkadaşlık ettim. Toprakta gezenle dost olanın layığı budur.”

Neslihan BEYHAN’ın bu yazısı Ocak 2008 tarihli SEMERKAND AİLE DERGİSİ’nin 28. sayısında yayınlanmıştır.

Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın