Dünya Sadece Senin Etrafında Dönmüyor

KIZIM BÜYÜYOR | | 04 Kasım, 2015 | 2.157 kere okundu

dünya-senin-etrafında-dönmüyor

Ramazan ayında bir sabah namazı sonrası… Camiden çıkan insanlar tıpkı bir karınca topluluğu gibi evlerinin yolunu tutmuş, kafalarını bile kaldırmadan gidecekleri menzile bir an önce gitme telaşındalar. Ama öyle bir koku var ki etrafta, hiç sormayın. İnsanların nefislerini bir küheylan gibi dörtnala koşturuyor. Başka zaman olsa hiç umurlarında bile olmaz. Tam da bu sırada Murat Bey’in beyninde bir şimşek çakıyor. İyi mi, kötü mü demeden kendince bir ders vermek istiyor Serra’ya.

Eve haber vermeden bir yakınının yanına gidiyor ve bekliyor evdekilerin eyleme geçme saatini. Her zaman olduğu gibi okul zamanı geç, tatil zamanı da inadına bir o kadar erken kalkan Serra, başlıyor babasını oda oda aramaya. Evin her tarafını bir dedektiflik edasıyla aramaktan yorulan kızımız acayip bir telaşla annesinin yanında alıyor soluğu. Tabi Ayşe Hanım daha önceden bu durumdan haberdar. Serra, telaşla annesinin bulunduğu odaya yönelip kapıyı üç kez tıklattıktan sonra:

-Girebilirsin Serra, hayırdır ne bu telaş kızım?

- Saat 10.30 oldu ve babam hala ortalıklarda görünmüyor!. . Odasında da yok!. . Bu saate kadar bir yerlere takılması mümkün değil. Öyle değil mi anne?

-Kızım, meraklanma kahvaltı için alışverişe çıkmıştır. Babanı bilirsin, sadece hafta sonları ailece kahvaltı yapabildiğimiz için bir şeyler almaya çıkmıştır. Muhtemelen yumurtalı patatesin ya patatesi ya da yumurtası bitmiştir. İkisini birleştirmeyi baban çok sever.

-Anne, nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun aklım almıyor.

-Neden ki yavrucum?

-Aaa anne!. Salondaki masanın üstünde babamın cep telefonu ve cüzdanı var, deyince:

Ayşe Hanım, uykulu gözlerle saatine baktı. 11. 30 olduğunu görünce:

-Bu saate kadar nerede kalmış olabilir, cep telefonu da evde?

Serra’nın endişe katsayısı artarak devam etti. Bir o yana bir bu yana deli dana gibi giderken mutfak masasının üzerinde bir not gördü. Okumaya başladı.

Çok kıymetli aile bireyleri,

Bu aralar kendimi dinlemek istiyorum. Nasıl ve ne yapacağımı bilemez bir haldeyim. Sizleri çok seviyorum ancak size zarar vermemek için bir süreliğine babalığıma ve aile reisliğine ara veriyorum. Yani anlayacağınız geçici bir süre için servis dışıyım. Nedenini çok iyi tahmin edebilecek bir kızım olduğum için de kendisiyle gurur duyuyorum!. . Sesini ve ağlamalarını şimdiden duyar gibiyim.

Sakın ağlama.

 

“Nasibinde varsa, alırsın karıncadan bile ders.

Nasibinde yoksa, bütün cihan önüne serilse sana ters. ”(MEVLANA)

Saygılarımla

?

O an, Serra’nın yerinde olmayı kim isterdi ki? Düşündü, taşındı, bir o kadar da kaşındı. Sonunda mektubu bir kez daha okudu. Her şey tamamdı da babası mektubun sonuna neden Murat veya baban yazmak yerine soru işareti koymuştu?

Şimdi çakmıştı köfteyi Serra hiçbir zaman kendisini babasının yerine koymamıştı. Olaylara sadece ben tarafından bakmıştı. Ve babasının sık sık söylediği bir söz geldi aklına: ”Dünya, sadece senin etrafında dönmüyor, herkesin etrafında dönüyor. ”

Tam damlalar izin alıp gözlerinden çıkacaktı ki beyninde şimşekler bir bir çakmaya başladı. Ve o an eski kamera kayıtları birer birer düştü zihin ekranına. Ağlamak tek çıkar yolu olmuştu Serra için. Her ne olursa olsun ilk tepkisi gözyaşı idi. Ama bu durum Ayşe Hanım ve Murat Bey tarafından dillerinde tüy bitene kadar seslendirilmişti. Ama ne çare? Beyin dalgaları, frekans ayarlarını tamamlar tamamlamaz soluğu telefonun yanında aldı, Serra. Hemen çevirdi numaraları nefes bile almadan. Ve beklenen an… Bir kavuşmadan öteydi bu duygu. Çünkü Murat Bey tahmin etmişti olacakları. Serra telefonu eline aldığı an Murat Bey :” Baban şu anda bir nefes kadar sana yakın, diye mesaj atmıştı. Kapı çaldı. Murat Bey, gayet rahat tavırlar içinde:

-Hayırdır, kızım başına saksı mı düştü, diye konuşmaya başlayınca:

Serra:

-Babacığım, gittiğini anladığım anda beynimde yüksek tonlu bir ses dalga dalga yankılanmaya başladı. Babam gerçekten haklıymış. “Dünya sadece senin etrafında dönmüyor.” Ama bu ses gittikçe artarak yankılanmaya devam etti. Hiç bitmeyecek sandığım o anda küçüklüğüme ait bir fotoğraf gözüme takıldı. O kadar içten bir gülümseme vardı ki… Ama nedense babacığım hep beni sevmediğini düşünürdüm. Gerçi bu düşünce kardeşim doğduktan sonra oluştu desem yeridir, demeye kalmadan:

- Serracım artık susma zamanı değil mi? Hadi bakalım ilk yapman gereken şey ne? Bir düşün bakalım.

- Aaa tabiî ki babacığım, ver elini öpeyim deyip sarıldı babasına.

Ancak bu sarılma yeryüzünde var olan merhametin baba ayağını temsil ediyordu. Bu kavuşma akarsuyun denize kavuşması misali Serra’yı çok etkilemişti.

Paylaşmak Güzeldir

2 Yorum

  1. duygu diyor ki:

    Çok güzel olmuş,kaleminize sağlık:-) :-)

  2. Yeşim Dİnçtürk diyor ki:

    Murat hocam saygılarımı sunuyorum…

Yorum Yapın