En Güzel Gül’ün Hikayesi

EVLİLİK ve İLETİŞİM | | 30 Kasım, 2010 | 9.527 kere okundu

Yıllar sonra köyüne dönen delikanlı sevdiği kızın nasıl biriyle evlendiğini öğrenmeye çalışınca anlamlı bir hikaye çıkar ortaya.

Anadolu’nun bir köyünde yaşayan Aygül adında dünyalar güzeli bir kız vardı. Köyün bütün kızları ona benzemek için ayna karşısında saatlerce süslenir; onun güzelliğini tatlı bir heyecanla ve bir o kadar da kıskançlıkla anlatıp dururlardı birbirlerine. Talipleri oldukça fazla olsa da genç kız, güzel bakışlarını hayalinde büyüttüğü delikanlı için saklıyordu.

Günler su gibi akıp gitmiş ve köyün bütün kızları yuvasını kurmuştu. Genç kızlar sıcacık yuvalarında eş ve anne olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Bu arada köyün en yakışıklı ve sevilen delikanlısı Murat da askerliğini yapıp dönmüştü yurduna. O da vurgundu Aygül’e. Ama kız hayalindeki aşkı uğruna bu delikanlıyı da reddetti. Murat aşkına sadakat adına uzun yıllar bekledi sevdiği kızı. Zamanla aşkının karşılıksız çıkmasına kederlenip uzak diyarlara yol aldı.

Gittiği yerde kendine yeni bir hayat kurdu, yuvasında mutluydu. Yıllar sonra yolu bir zamanlar yaşadığı o güzel ve küçük köye düştü. Bir zamanlar yakın komşusu olan yaşlı adamla hasbihal ederken çekinerek de olsa dünyalar güzeli Aygül’ü sordu. Yaşlı adam caminin hemen yanında, arkasında gül bahçesi olan evi gösterip “Evlendi Aygül, bu evde yaşıyor” dedi.

Bakmayı bildikten sonra her gül kendi içinde en güzel gül olma vasfı taşıyor.

Murat bir zamanlar kendisi de dahil herkesi reddetmiş olan genç kızın kocasını merak etmişti. Yaşlı adam, Aygül’ün kendisinden oldukça yaşlı, karısı ölmüş. fukara bir adamla evlendiğini ve kocası öldüğü için Aygül’ün şimdi dul kaldığını bir çırpıda anlatıverdi. Murat içindeki merak ve biraz da kırılmışlık hissiyle kadının yanına gitmeye karar verdi. Aygül o yaşlı adamda ne bulmuştu da evlenmişti? Gül bahçeli evin kapısını çaldı korku ve tereddüt içinde! Kapı açılınca karsısına çıkan orta yaslı kadını hemen tanıdı. Kendisini tanıtmayı da unutmadı. Kadın derin derin baktı adamın yüzüne. Merakını yenemeyen Murat neden böyle bir adamla evlendiğini sordu. Kadın ona ancak arkasındaki gül bahçesinin en güzel gülünü kendisine getirirse cevap verebileceğini söyledi. Yalnız, bahçede ilerlerken bir daha geriye dönmemesini şart koştu.

Murat merakının giderileceği heyecanıyla bahçeye çoktan yönelmişti bile. Birden çok güzel sarı bir gül gördü.Tam onu koparıp almak üzereyken az ileride kocaman pembe bir gül gözüne çarptı. Pembe güle yaklaştı fakat onu koparacakken az ötede ondan da güzel kırmızı bir gül goncası gördü. Daha güzeli, daha güzeli derken bir de baktı ki bahçenin sonuna gelmişti. Geriye dönemeyeceğinden çaresizce önündeki gülü kopardı. Kadın, Murat’ın elinde solmuş. Cılız bir gülle kendisine doğru yürüdüğünü görünce hiç şaşırmadı Yüzünde buruk bir tebessüm belirdi. “Bak gördün mü?” diyerek kırık dökük hayallerinin hepsini sözlerine taşıdı.

“Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür bitiyor. Sonunda en kötüsüne razı oluyorsun. iyi günlerde iyi güllerin arasındayken kendine sıradan bir gül seçmelisin ki onu elinde büyütüp en güzel gülün eyleyesin.

En güzel gül’ü bekleyenlerimizin sayısı artıyor mu?

Eskiden bir genç kızın evlenme yaşı gecikmişse ve kızımızın fiziksel bir özrü de yoksa, evlenememesi genç kızın veya ailesinin damat adayı seçememesinden kaynaklanırmış. Genç kız armuda saplı üzüme çöplü der, sonunda ya hiç arzu edilmeyecek bir talibe varırmış ya da evde kalırmış.

Günümüzde ise bu tabloya daha başka bir sürü sorun eklenmiş durumda. Artık “post modern” çağdayız yani modernizmi bile geride bıraktık. Toplumumuz bir hayli değişti. Kızlarımız okullarda ve çalışma alanlarında yerlerini çoktan aldılar bile. Kimimiz kızıyor bu duruma. ” Şu kadınlar iş hayatına girdi gireli erkekler iş bulamaz, yuva kuramaz oldu” diyoruz. Kadınlar ise erkeklerden yana dert yanıyor. ”

Dünyanın bin bir türlü hali, beklentileri artırıyor
Dünyanın bin bir türlü hali var, ne olur ne olmaz, bu zamanda eloğluna güven olmaz” deyip çocuğunun maddi güvence altına girmeden evlenmesini aklından bile geçirmiyor aileler. Tabi bu esnada seneler birbirini kovalıyor. Bir bakıyorsunuz okumuş kızımız-oğlumuz yirmili yaşları çoktan geçmiş bile! Biraz iş tecrübesi ve güvencesi olmadan da olmaz. Hele erkekler için bir de askerlik derken yaş kemale ermeye başlıyor. Sosyal yaşantımızın değişmesi sonucu ancak otuzlu yaşlara doğru evlenme imkanı bulabilen gençlerimiz bir de “en güzel gül”ü bulmaya da niyetlenince durum iyice zorlaşıyor.

Erkekler daha seçici oluyor

İşin üzücü yanı uzmanların da hatırlattığı gibi bu yaşlarda hem kadınlar hem de erkekler daha seçici oluyor ve kolay beğenemiyor. Artık belirli bir kariyer sahibi kızımızın ve oğlumuzun kendilerine ait yaşam koşulları, bireysel dünyaları şekillenmiş durumda. Tabi böyle bir yaşantıya ikinci bir kişiyi ilave edebilmek erken yaşlara göre daha zor hale geliyor.
Gençlerimizin, çoğu kez “en güzel gül”ü aramak için fazla alternatifleri bile olmayabiliyor. En cazip gül artık maddi geliriyle doğru orantılı. Kariyer sahibi, okumuş bir beyefendi evlenmek, istediği hanımın kendisi gibi okumuş, kültürlü olmasını beklemekle birlikte daha önceden verilmiş geleneksel rollerin de hanımında “eksiksiz” olarak bulunmasını istiyor.
Delikanlı hem kendi anlayışına uyacak hem de ailesinin beklentilerini karşılayabilecek “en uygun gül”ü bulma yolunda hayli zaman kaybedebiliyor. Ahmet Turan Alkan’ın da bir yazısında bahsettiği gibi fotoğrafçı vitrinlerine baktığınızda alnı ve sakakları açılmış, otuzlu yıllara merdiven dayadığı anlaşılan damat fotoğraflarının daha çok bulunması bu yüzden olsa gerek.

Evde kalmak nadir bir olay değil artık

Kız tarafında durum erkekten çok da geri kalır değil. Annemiz kızı okurken değil kocaya vermek, talibinin çıkmasına bile bozuluyor. Annenin kafasında kurduğu evlenme yaşı kaçsa kızcağız o yaşı beklemek zorunda! Gençlerimiz ise her ne kadar yüksek tahsil görmüş olsalar da ebeveynlerinin “eksiksiz evlenme” kapsamına giren ekonomik şartlarını kanun gibi görebiliyor.

Geçmişte en güzel gülü bulma hayaliyle uzun süre baba ocağında bekleyen ve sonunda solmuş bir güle razı olan Aygül misali genç hanımlar efsaneleşecek kadar nadirdi. Oysa şimdilerde toplumumuzun geçirdiği büyük evrim neticesinde bu tür hikayeler hayatın getirdiği bir realite haline geldi.

Gençlerimiz güllerini bulma çağına varabildiklerinde ilerlemiş yaşın verdiği titizlikle daha da en güzel gülü arıyor ve maalesef netice Aygül’ü hatırlatıyor. O yüzden en güzel gülün izini sürmektense çok geç kalmadan kendi gülünü seçip yuva kurmak daha isabetli.
Ne de olsa bakmayı bildikten sonra her gül kendi içinde en güzel gül olma vasfı taşıyor, değil mi?

Neslihan BEYHAN’ın bu yazısı Şubat 2006 tarihli SEMERKAND AİLE DERGİSİ’nin 6. sayısında yayınlanmıştır.

Paylaşmak Güzeldir

2 Yorum

  1. vildan diyor ki:

    aslında size katılmamak mümkün değil..
    fakat hayatınızın geri kalanını yaşayacağınız birini seçmek de çok kolay değil..
    zira eskisi gibi orta yolda olanlar pek yok..
    ya sahip olduğunuz standartın altında yaşar..
    ya da..
    “dindar” olur hatta statü iyi olur..
    fakat çıkıp pozisyonu gereği(!) örtünüzün sıkıntı oluşturabileceğini ima eder..
    ben hep böyle insanlarla karşılaştım..
    hal böyle olunca da furkan suresindeki ayeti kerimeye sarılıp bu mevzuuyu büyüklere havale ettim ..
    şimdi rahatım elhamdülillah :)

  2. hale diyor ki:

    Bu tarz yazıların devamını bekiyoruz.

Yorum Yapın