Gevher Nesibe Hatun-ı Selçukî

YAZI DEFTERİ | | 17 Temmuz, 2011 | 4.429 kere okundu

Gevher Nesibe’nin öyküsü hem dokunaklı hem de çağları aşar niteliktedir. Hani “Masaldır, inanma” denir ya, işte öyle destansı bir yanı da vardır aynı zamanda. Fakat her şeyiyle gerçektir.



Alimler Şehri” ya da eski ismiyle “Makarr-ı Ulema” olarak anılan Kayseri’de, 13. yüzyılda yaşamış nazlı bir Türk kızıdır Gevher Nesibe. Asıl ismi Melike İsmetüddin Gevher Nesibe Hatun olan bu şanlı hanımın yaşadığı zaman dilimi, 1165 ila 1204 yılları arasına tekabül eder. Selçuklu Devleti hükümdarlarından II. Kılıç Arslan’ın on iki evladından tek kızıdır. Gıyasettin Keyhüsrev’in küçük kardeşi olan Nesibe, Alanya fatihi Alaaddin Keykubat’ın da halasıdır.



Nesibe Hanım’ın öyküsü hem dokunaklı hem de çağları aşar niteliktedir. Hani “Masaldır, inanma” denir ya bazı öykülere onun gibi destansı bir yanı da vardır aynı zamanda. Fakat her şeyiyle gerçektir. Gevher Nesibe Hastanesi’nin kitabesinde, Nesibe Hatun’un hayat öyküsüne dair pek çok bilgiye rastlanır. Nesibe Hatun her genç kız gibi evlilik çağına geldiğinde, kendisine çeşitli yerlerden talipler çıkar. Sultan kızının gönlü bu taliplerden Selçuklu başkumandanına meyletmişse de ağabeyi Gıyasettin Keyhüsrev biricik kız kardeşine eş olarak, saray nazırını daha uygun bulur. Kardeşinin bu tercihe sıcak bakmadığını, başkumandana gönül verdiğini anlayınca da çözümü başka yolda arar.



Kumandan, aşkı uğruna canından olur



Bir rivayette Gıyaseddin ile başsipahi arasında şöyle bir konuşma geçer: “Emrindeki askerlerle zafer kazanır, topraklarımızı genişletirsen sana kız kardeşimi verir ve baba mirasına ortak ederim” der ağabey. Kumandan, çıktığı pek çok seferde zorlu mücadeleler verir. Biçare aşık istenen toprakları fethetmeyi başarmışsa da mutlu sonla bitmez sultan kızıyla aşkı. Kumandan cephede yara almıştır. Kalbindeki yaralar da birleşince tedavi cevap vermez ve muradını alamadan vefat eder.



Kötü haber tez yayılır. Döner dolaşır Nesibe Hatun’un da kulağına gelir. Sevdiğinin kendisi için canını bile çekinmeden feda ettiğini düşünmüş olmasından mıdır, kara sevdasından mıdır bilinmez sultan kızı kederinden yatağa düşer, yemeden içmeden kesilir ve verem hastalığına yakalanır. Dönemin en iyi hekimleri saraya toplanır, fakat sultan kızını tedavi edemezler. Tüm çabalara rağmen durumunda iyileşme olmaz. Ağabey olayın bu denli büyüyeceğini düşünmemiştir ve çok pişman olur. Kız kardeşi artık ölüm döşeğindedir. Gıyaseddin son nefeste olsun kardeşini mutlu etmenin yollarını arar. Rivayete göre hasta yatağında iken yanına gelir ve Nesibe’ye vasiyetini sorar: “Sevgili kardeşim, iki gözüm. Anlaşılan o ki, sen Rabbimiz’e yürüyorsun. Yarın Huzuru İlahide hizmetini yerine getirmemiş olmayayım. Baba yurdumuzda senin de hakkın vardır. Bu hakkını nasıl ödeyeyim? Benden ne istersin?”



“Hem gönül hem de beden acıları dindirilsin”



Gevher Nesibe Hatun kardeşine doğru tebessümle bakar. İki eliyle Gıyaseddin Keyhüsrev’in elini tutar. Kısık bir sesle şunları söyler: “Sevgili ağabeyim, bizi Yaradan nasıl bir kader tayin etmişse, o tecelli edecektir. Bunu kabullenmemek Allah’ın iradesine isyan olur. Yine de, ahirette benim ruhumun rahat etmesini istiyorsan, bir şifahane yaptır. Öyle bir şifahane olsun ki, burada hem gönül hem de beden acıları dindirilsin, her ikisinin de tedavisi yapılsın.”



Gönlü cevherlerle dolu Gevher Nesibe’nin ağabeyine vasiyeti öylesine isabetlidir ki o döneme kadar görülmemiş ve günümüzde dahi halen eşi olmayan kıymetli bir eser meydana getirilir. Sultan Gıyaseddin, kız kardeşinin dahiyane vasiyetine son derece ehemmiyet verir ve böylece Kayseri’de Gevher Nesibe Hatun Şifahanesi (Hastanesi) iki sene gibi kısa bir sürede inşa edilir.



Hastalar kuş ve su sesiyle tedavi edilir



Bu saadetli hanım, dönemin tıbbi yetersizliklerine kurban gitmiştir. Belki de bu yüzden ağabeyine hem maddi hem de manevi hastalıkların tedavi edilebildiği bir tıp medresesinin inşasını vasiyet eder. Diğer bir arzusu da bu hastanede çok başarılı Türk hekimlerinin yetişmesidir. Gerçekten de dönemin Avrupa’sında akıl hastaları çeşitli işkencelere maruz bırakılırken Türk topraklarında kurulan bu hastane bir devrim niteliğindedir. Zira Gevher Nesibe Hatun Şifahanesi’nin özel odalarında ruh hastaları, kuş ve su sesinin yanı sıra müzik dinletilerek tedavi edilebilmiştir. Gevher Nesibe’nin yadigarı bu anlamda bir ilk olduğu gibi tıp eğitimi ve sağlık hizmetini birlikte veren günümüz eğitim araştırma hastanelerinin de öncüsü niteliğindedir. Bünyesinde hem tıp medresesi hem hastaneyi birlikte bulunduran müstakil bir binaya sahip olması yönüyle de şifahane, dünya tıp ve eczacılık tarihinde önemli bir yere sahiptir.

Neslihan BEYHAN’ın bu yazısı Şubat 2008 tarihli SEMERKAND AİLE DERGİSİ’nin 29. sayısında yayınlanmıştır.

Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın