Hayatın Anlamını Keşfet

KIZIM BÜYÜYOR | | 25 Ağustos, 2015 | 1.017 kere okundu

Hayatın Anlamını Keşfet

Gece, başını almış günün nöbetini sabaha devretmeye ilerlerken Murat Bey’i bir türlü uyku tutmamıştı. Yaz olması hasebiyle de hava sıcaklıkları insan dengesini altüst etmişti. Bu aralar anlam veremediği bir uykusuzluk problemi baş göstermişti. Murat Bey, soluğu doktorda almak yerine kitaplarla örülü gizemli yolculuklara çıkmayı adet edinmişti. Madem uyuyamıyorum, diye düşünürken karşısında uykulu gözlerle Serra belirdi.

Uykunun vermiş olduğu mahmurluğu üzerinden atamayan Serra:

-Baba, gecenin bu saatinde, hayırdır.

Murat Bey, tam da istediği ortamı yakalamıştı. Güzel kızım, gizemli bir davete ne dersin? dedi.

Serra, gözlerini kırpıştırarak:

-Baba, bu saatte bana yapılacak en iyi davet uyku davetidir. Ama gizemli davet derken, hayırdır evimize uzaylılar falan mı, geldi? diye gülümsedi.

Evet, kızım uykuları kaçmış olan misafirlerimize bir kahve yap da içelim deyince:

-Serra, hayırdır inşallah deyip bir besmele çekti.

Murat Bey işi biraz daha ileri götürerek:

-Yavrum, hadi bekletme misafirlerimizi. Benimki köpüksüz ve az şekerli olsun, dedi.

Serra, tam annesini çağıracaktı ki:

-Babacığım, biraz da olsa uykun açıldı mı? Açıldıysa gizemli yolcuğumuza çıkmamız gerekiyor, dedi.

Çoğu insanın boş vaktini doldurmak için kafasında liste başı yaptığı okumak, onun için farklı bir yaşam tarzıydı. Okumak deyince farklı bir alemin kapısı aralanırdı Murat Bey’in gönlünde, beyninde, ruhunda… Hatta bütün damarlarında. Çünkü mensup olduğu dinin ilk emrinin “oku” diye başladığını adeta kazımıştı beyninin derinliklerine. Okumanın tadına varamayan insanları bir kanadı eksik olduğundan uçamayan bir kuşa benzetirdi.

-Serra, iyiden iyiye babasının bu davranışlarına sinirlenerek:

-Pes doğrusu baba, kitapla gizemli yolculuğa mı çıkılır Allah aşkına? dedi.

Murat Bey, gayet rahat tavırlar sergileyerek:

Kitaplarla yapılan yolculuk,  karşılıksız sevginin bir tutkuya dönüşmesidir. İnsanlık tarihine adını altın harflerle yazdıran insanların en önemli özelliği kitaplarla olan dostluklarıdır. Yani kitap okuyan bir insan,  hayatın anlamını keşfetmek için…diyecekti ki:

-Baba, şu filozof diliyle konuşmayı bir kenara bırakmaya ne dersin? Bana kitap okumanın önemini değil, kitabın hayatıma neler katacağını kısaca anlatır mısın? dedi.

-“Kitapsız yaşamak; kör, sağır, dilsiz yaşamaktır. ”diyen kişinin sözüyle başlamak istiyorum. İki insan düşün. Birisi günlerini vur patlasın çal oynasın misali tüketmek için hiç yorulmuyor. Diğeri ise adeta günle yarışmak için elinden geleni yapıyor, bunun yanında bir de kitap okuyor. Midye kabuğunun içindeki inciye, dağların derinliklerindeki elmasa, insan vücudundaki kalbe ulaşmak ne denli önemliyse kitaplar da insanı mana alemine sürükleyen önemli kılavuzlardandır, dedi. Ve biraz düşündü:

-Bir kitap düşün onu hem okuyacaksın hem de hayat adına dersler çıkaracaksın. Çok sevdiğim bir söz var. “Hayatta ya tozu dumanı yutarsın;ya da hayatta tozu dumana katarsın. ” Bu yüzden canım kızım, tür olarak da kişinin kendi hayatını kaleme aldığı kitapları okumanı tavsiye ederim, dedi.

Serra, hemen söze atıldı:

-Peki baba kitap okumayı anladık. İnsanların hayatlarından bize ne. Benim hayatım bana özel, başkasının hayatı kendisine… İnsanlar niye benim özelimi öğrensin ki? Hem öğrense ne olacak? Hadi öğrendi diyelim kime ne faydası olacak?

- Seni anlıyorum kızım. Fakat tecrübe denen kıymetli bir hazine var ya işte onu en çok dediğim türleri okursan bulursun. Şu sıralar okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum. Tabii müsaade edersen. Gecenin bu saatinde sana “Dokunmayın Portakalime” desem senin için ne anlam ifade eder? Benimle bu gizemli davete var mısın, yok musun?

Serra şaşkın bir yüz ifadesiyle:

-Baba bir anda kendimi yarışmada hissettim. Yalnız portakalıma mı, portakalime mi? Orasını anlamadım. N’olur ne anlatacaksan bir an önce anlatır mısın?

-Büyük bir zevkle küçük hanım dedi ve başladı altını çizdiği bölümleri okumaya. Babası okudukça Serra’nın suratı şekilden şekile giriyordu.

Kitapta ilk ataması Güneydoğu’ya yapılan Miraç Öğretmen’in hayatı, yaşadıkları, yaşayamadıkları, hayalleri ve hayal kırıklıkları anlatılmaktaydı. Kitabın ilham kaynağı olan Sakine adındaki kız çocuğu, hayat adına insanı güzel bir yolculuğa çıkarıyordu. Bir anılar demeti olan eser,  roman tekniğine uygun kaleme alınmıştı. Ve aniden:

-Dur baba, sen bu kitabı bitirdin mi?

-Hayır ama en kısa sürede bitiririm. Yeter ki sen okumak iste.

Bir hafta gibi kısa bir süre içinde Murat Bey kitabı bitirip okuması için verdi Serra’ya. O da bitirdiği gün:

-Baba, ben dokundum o portakala. Hem de sıkı sıkıya dokundum. İnşallah ben de iyi bir kitap kurdu olacağım deyince Murat Bey gözyaşlarına hakim olamadı. Ve sımsıkı sarıldı kızına. Çünkü bir şeyi yapmak ile yaptırmak arasında dağlar kadar fark vardı.

Gel zaman git zaman aradan bir sene gibi bir süre geçti. Bir pazartesi günüydü. Tarih, Murat Bey için önemli bir sayfasını bembeyaz bir şekilde açıyordu.

Pazartesi olduğu için İstiklal Marşı okunmuş, öğrenciler de sırayla içeriye girmeye başlamıştı. Güleç yüzüyle Nurcihan adındaki kız öğrenci:

-Öğretmenim size bu kitabı birisi gönderdi deyip kitabı uzattı. Boris’in Sırrı isimli kitap Bilal Civelek tarafından imzalanmış. Ve ilk sayfasına da değerli meslektaşıma sevgi ve saygılarımla diye bir not yazılmıştı.

Murat Bey, işi bozuntuya vermeden:

-Teşekkür ederim, kızım okul çıkışı seninle bu konu üzerinde konuşmak istiyorum diyerek derse girdi.

Derse girdi girmesine ama aklı imzalı kitaba takılı kalmıştı. Altı ders geçmek bilmemişti Murat Bey için. Ve nihayet beklediği öğrenci Nurcihan gelmişti. Öğrencisine kitabı, kitabın yazarını ve kimin aracılığıyla getirdiğini ardı ardına sorup adeta nefes aldırmamıştı kızcağıza. Nurcihan, cevapları bir tespih tanesi titizliğiyle sıralamıştı. Ve en sonunda da yazarın telefonunu verip rahatlamıştı. Derken Murat Bey,  şimşek hızıyla okuldan ayrılmış evde Serra’yı beklemeye başlamıştı. O da ne? Kapı çalıyordu, Serra’yı karşısında gören Murat Bey:

-Kızım, sana tahmin edemeyeceğin derecede güzel bir haberim var.

Serra, kısa bir duraklamadan sonra babasının okulda yaşadıklarını sabırsızlıkla dinledi ve :

-Dokunmayın Portakalime kitabının yazarı Yalova’da yaşıyor, öyle mi? dedi.

Murat Bey, asıl sürprizi sona saklamıştı. Hadi canım kızım, yazarı aramak için seni bekledim, hazır mısın?

-Ciddi olamazsın baba diyerek şaşkınlıkla babasının telefonunda kayıtlı Bilal Civelek ismini gördü, kısa bir dıt bekleyişinden sonra karşıdan gelen “Alo Buyrun” sesiyle heyecanı doruk yapmış bir şekilde babasını izlemeye koyuldu:

Söze nasıl başlayacağını bilemeyen Murat Bey, kısa bir sessizlikten sonra:

-Bilal Hocam, telefonunuzu öğrencimden almıştım. Bana imzalı bir kitap göndermiştiniz, hatırladınız mı?

-Evet, nasıl hatırlamam, buyurun.

Tanışma faslı falan filan derken ertesi gün yüz yüze görüşmek için sözleştiler. Bu arada Serra’nın yüz ifadesi görülmeye değerdi.

Serra ve Murat Bey hala büyük bir şaşkınlık içindeydiler. Hayatlarında ilk kez bir yazarla baş başa sohbet edeceklerdi ve aynı zamanda bu yazar bir öğretmendi. O gün,  bir türlü geçmek bilmedi. Gece kendini hissettirmiş,  baba kız yarının hazırlığını zihinlerinde kurgulamaya başlamışlardı odalarında. Ertesi gün hafta sonu olduğu için biraz geç kalkmışlardı. Kısa bir kahvaltı faslından sonra Bilal Bey’in evinde buluşmak için yola koyuldular. Bir minibüs mesafesinde olan eve vardıklarında Bilal Bey’i telefonla aradılar. Ama o da ne? Bilal Bey de bu büyük buluşmanın heyecanıyla apartman kapısında belirmişti.

-Hoş geldiniz Murat Hocam, gerçekten beni çok mutlu ettiniz, diye söze başladı. Ardından eve geçmek için merdivenleri adımladılar.

Murat Bey, kendine hakim olamıyordu:

-Hoş bulduk demeyi bile unutmuş,  nutku tutulmuştu adeta. Serra da anlam veremediği bu durum karşısında ne yapacağını şaşırmıştı.

Eve girer girmez Serra:

-Baba, hasta mısın? Su getireyim sana, dedi.

Murat Bey, hemen bir sandalyeye oturarak önce Bilal Hoca’dan özür diledi. Daha sonra da aldı sözü eline. Başından geçenleri tek tek anlattı. Atladığı bazı ayrıntıları da Serra tamamlıyordu. Ve sonra:

-Babacım, müsaade ederseniz bir şey söylemek istiyorum. Çünkü söylemezsem içimde kalır, ben de çatlarım. Ve bir bir anlattı babasıyla akşam yaşadıklarını.

Bilal Bey, bu durumdan oldukça etkilenmişti. Epeyce uzun bir muhabbetten sonra baba kızın arasındaki kitap yolculuğunun kendisini çok etkilediğini defalarca söyledi. Baba kız ilk kez bir yazarla tanışmanın mutluluğunu yaşamışlardı. Ve bu günle birlikte Serra kitaplar alemine attığı bu ilk adımı yazar Bilal Bey’i tanımakla taçlandırmıştı.

Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın