İbadetlerinin Karşılığını Görmek İster misin?

MANEVİ GELİŞİM | | 16 Kasım, 2010 | 3.367 kere okundu

Ey Gök! Bir Teselli Ver Bana

Çölde yaşamakta olan fakir bedevi ile karısı o akşam yine tartışıyorlardır. Kadın “Bizim bu halimiz nice olacak? Fakirlikten insan içine çıkamaz oldum. Artık bu yoksulluktan bıktım, usandım…” diye feryatları koparmadadır. Sabırlı kocası defalarca anlatmış olmasına rağmen nasihat etmekten vazgeçmez: “A Benim kanaatsiz hanımım! Sıkıntı ve rahatlık, darlık ve bolluk bir nefes gibidir; gelir geçer. Allah herkese yetecek rızkı vermiştir. Çok şükür bizim karnımız da az çok doyuyor. Daha fazlası için kendini üzme. En iyi zenginlik kanaattir, haline razı olmaktır. Hem sen gençken daha kanaatkardın. Nasıl oldu da yaşlandıkça dünyaya olan sevgin arttı? Aklını başına al. Bu yaştan sonra dünya senin olsa ne çıkar? Nasıl olsa bir süre sonra hepsini bırakıp gitmeyecek misin? Ayrıca biz seninle bir çiftiz. Karı koca birbirlerine ayak uydurmalı. Sen bu yanlış düşünceleri bırakmazsan benimle uyum sağlayamazsın.”

Kadıncağız bakar ki kocasının ikna olacağı yok. Tatlı diller döker, özür diler. Bir çare bulunur ümidiyle ona Bağdat’taki yeni halifeden bahseder: “Duydum ki Bağdat’ta çok cömert ve adil bir hükümdar varmış. Kimse onun kapısından eli boş dönmezmiş. Ne olur sen de git. Halimizi bildir. Seni de eli boş çevirmez inşallah. Zavallı bedevi ne söylese de hanımına kâr etmeyeceğini anlayınca çaresiz, halifeye gitmeye karar verir. Fakat bu defa da başka bir sorun vardır. “Ama Hanım” der “oraya eli boş gidilmez ki! Bir şeyler istemek için gitsek de yanımızda bir hediye götürmemiz icap eder. Bizim o saraya layık neyimiz var ki?” Kadın bu meseleyi kafasına takmıştır bir kere. İyice düşünür ve sonunda çok kıymetli olacağını zannettiği bir şey bulur. “Testimizdeki yağmur suyu ne güne duruyor. Şehirdekiler böyle saf, güzel suyu nereden bulacaklar? Onlar için bundan güzel hediye olmaz. Ben şimdi testiyi hazırlarım” der ve işe koyulur.

Adamcağızın aklına çok yatmamış olsa da hanımının sözlerinden bıktığı için eli mahkum testiyi sırtlanır ve Bağdat’ın yolunu tutar. Sora sora halifenin yaşadığı sarayı bulur bulmasına ama yanına yaklaşmaya dahi çekiniyordur. Öyle ya, eş-dost, tanıdık, torpil nerede? “Kim kabul eder ki senin gibi bir bedevi parçasını” diye geçirir içinden. Fakat hiç düşündüğü gibi olmaz. Sultanlarının asil kişiliğinin birer yansıması gibi olan kapıdaki hizmetliler yoksul bedeviyi hiç umulmadık bir alakayla karşılar. Ne de olsa hükümdar nasılsa hizmetleri de öyledir.  Bu güzel muamele ve ardından gelen sultanın parlayan mütebessim yüzü bedeviye her şeyi unutturur.

Eş sıkıntısına göğüs geren bu zavallı adamcağızın hediyesini sultan kabul eder; hem de iltifatlarda bulunarak… Hizmetçilerine “Bu çok kıymetli bir sudur. Her damlası bir altın değerindedir. İçindeki suyu boşaltınca testiyi altınla doldurun ve kendisine iade edin. Sonra da misafirimizi sandala bindirip nehrimizin yoluyla memleketine gönderin!” deyince bedevi şaşırır. Hanımı haklı çıkmıştır. “Getirdiği su ne kadar da değerli imiş meğer” diye düşünür.

Biraz sonra hizmetçiler onu sandala bindirmek için nehre indirdiklerinde ise ikinci kez şaşakalır. Bu ne kadar da büyük ve parlak bir nehirdir böyle! Suya eğilip bir avuç içtiğinde bu suyun şerbetlerden bile daha leziz olduğunu fark eder. Bu kez, aklından geçenlerden dolayı utanır ve ahu vah etmeye başlar: “Vah benim zavallı halime! Sarayının kapısından böyle ummanlar gibi duru ve lezzetli su akan bir padişah hiç benim testimdeki şu acı ve tozlu suya tenezzül eder mi? Meğer onun hediyemi kabul edişi yine kendi merhametinden, lütfundanmış. Demek o, bana, beni utandırmadan güzellikte bulunmak istemiş de bunu sanki bir testi suyun karşılığı imiş gibi göstermiş.”



Kıssadan alacağımız hisseler

Mesnevi’de yer alan bu güzel menkıbede Mevlana Hazretleri çeşitli temsiller kullanır. Savundukları fikirler yönünden bedevi, aklı; karısı ise nefsi temsil eder. Testi vücuda, su ise ibadet, taat ve marifete işaret eder. Padişah dendiğinde tahmin edildiği üzere Kainatın Sahibi kast ediliyor. Peki zavallı bedevi neyi, kime hediye götürdüğünü düşünüyor? Kimin malını kime satacak?

Pek çoğumuzun zihninden ara ara şu düşünce geçmiyor mu: “Ben ibadetlerimi yerine getiriyorum, öyleyse dünyada da ahirette de tüm güzellikleri hak ettim.” Acaba gerçekten bunları hak edebiliyor muyuz? Kainatın Sultanı’na ait dünya ve cennet nimetlerinin tamamı bir umman misali sonsuzken elimizdeki kirli, kokulu bir kırba su ile o sonsuz billur suyu satın alabilir miyiz? Bu hikayede olduğu gibi bizim ibadetlerimiz ve taatlerimiz de kesinlikle cennetin ve Cemalullahın karşılığı olamaz. Kainat sarayının sahibinin, saraydaki kölelerin hiçbir şeylerine ihtiyacı yoktur. O’nun bize cenneti vermek için bu ibadetleri birer bahane kılması sadece kendi büyüklüğünü gösterir. Bu sebeple yaptığımız işleri küçük-büyük demeden yalnızca O’na sunmalı ve O’nun cömertçe bize karşılığını vereceği anı ummalıyız.

Menkıbedeki karı-koca diyaloğu mesnevide sayfalarca sürüyor. Bu konuşmalara bakarak evlilikte güzel geçime dair de pek çok inceliğe rastlayabiliyoruz. Acı dil ayrılığı, uzaklığı; tatlı dil ise yakınlığı ve muhabbeti beraberinde getiriyor. Eşlerden biri kanaatkarken diğeri hırslı davranırsa münakaşalar baş gösterebiliyor. Evlilikte uyum için eşlerin birbirlerine ayak uydurması şart koşuluyor.

Kıssamızdan çıkarabileceğimiz daha pek çok hisse bulunmakla birlikte açıkça verilen diğer mesaj şöyle: Nefsimiz hikayede olduğu gibi bizi ihtiyaçlarımız için iknaya çalışır. Biz bu ihtiyaçlarımız için bizim gibi fakirlere (insanlara) değil de cömert olan Sultan’a el açıp O’nun fazlından istiyorsak eli boş dönmeyiz inşallah. Bununla birlikte Sultan’ın huzuruna varma edebine dikkat edip tozlu topraklı, kirli bir testi bile olsa elimiz boş gitmemeye itina gösteriyorsak O bize fazlasıyla karşılık verecektir. Kim bilir belki de dualarımıza salavatı şerifeler ve tövbelerden sonra başlamamız, sadaka gibi küçük hediyeyi önden gönderip ardından Mevlamız’a yalvarmamız hep bu sebeptendir. O’nun huzuruna eli boş gitmemek hikayedeki bedevinin nezaketli ve edepli davranışına örnektir. Nefsine uysa idi belki de doğrudan yalın ayak, başıkabak olarak Sultan’a varacaktı. Allah Teala bizi eli boş müflislerden etmesin. Amin.

Neslihan BEYHAN’ın bu yazısı Ocak 2008 tarihli SEMERKAND AİLE DERGİSİ’nin 28. sayısında yayınlanmıştır.

Paylaşmak Güzeldir

4 Yorum

  1. rukiye diyor ki:

    Gerçekten bu kıssadan çıkarmamız gereken çok şey var. Ne güzel anlatmış Mevlana Hazretleri…

  2. Fatma diyor ki:

    Yazinizi cok begendim. Emeginize saglik bende amin diyorum hem sizin duaniza hem Zeynep hn. in duasina.

  3. *Neslihan Beyhan diyor ki:

    Zeynep hanım,
    Teşekkürler. Dualarınız çok güzeldi. Hepsine yürekten amin diyoruz.

  4. Zeynep diyor ki:

    Rabbim cümlenizden razı olsun. Emeğinizi zayi etmesin, elinize sağlık.

Yorum Yapın