İnanmak Başarmaktır

HAYAT AKADEMİSİ | | 22 Ağustos, 2017 | 144 kere okundu

inanmak başarmaktır1

Hepimiz bir anne ve babanın evladı olarak dünyaya gözlerimizi açtık. Ailemizin sosyal statüsü, çevre şartları, ekonomik düzeyimiz vs. gibi etkenler bireyler arasında gözle görünür farklıların oluşmasını sağladı ve hayat yarışında her birimizi farklı başlangıç noktalarında yarışa dâhil etti, kimimiz bir adım önde kimimiz bir adım geride… Ki biz buna inanç sistemimizde “imtihan” diyoruz. Bazen bu handikaplarımız tamamen fiziksel olabildiği gibi bazen de biyolojik olabiliyor ama durum her ne olursa olsun mutlak surette bir amaç için mücadele azmimiz için gereken yegâne etken “niyet” ve bu niyetin sürdürülebilmesini sağlamak içinse “inanç” unsurlarının varlığı olarak karşımıza çıkıyor.

Yaşam döngümüz süresince hemen hemen her gün bir sınavdan geçmekteyiz. Bebeklerin emeklemeye başlarken geçirdikleri süreçten ilk adımı atma heyecanlarına, çocukluk çağında ilkokulun ilk gününde yaşadıkları heyecan ve mezuniyet günündeki sevinçlerine, ortaeğitim ve yüksekeğitim döneminde girmek zorunda oldukları sınavlara kadar eğitim çağındaki gençlerimizin sınav streslerine kadar devam eden akademik sınavlar. Bunların dışında günlük yaşantımızdaki sınavlarımızı da bir sorgulayalım. Sabah yola çıktığınızda trafikte yaşadığımız stres, çalışma ortamındaki stres vs. Görünen o ki aslında bir başarıyı elde etmekten çok bizi başarısızlığa sürükleyecek o kadar fazla etkenle uğraşmak gerekiyor ki tüm bunların üstesinden gelmek için bir yol, bir formül, bir iksir bulmamız gerekiyor. O iksir ise “inanç”; hedefimize ulaşacağımıza “inanmak”.

İlk adımı atan bebeği, annesi babası yüreklendirmese, başlangıçta ona o sihirli dokunuşla cesaret vermese ilk birkaç adımı attıktan sonra yüzündeki o muhteşem tebessümü görmemiz mümkün olabilir mi? İnandıktan sonra başarabileceğini bilinçaltına kodlayan İlahi Kudret, daha bebeklik çağlarında bunu yaşatarak gözlemlememizi sağlıyor aslında.

Etrafımızı analiz ettiğimizde de benzer manzaralara şahit olmamak içten bile değil. Tek başına kendi ağırlığının onlarca katını kaldıramayacağı ortada olduğu hâlde onu yüklenmeye çalışan karıncanın çalışkanlığı, ona bu yolda omuz veren diğer koloni üyeleri… Bu da inanmanın ve başarmanın bir başka mucizevi örneği aslında.

İnanmanın, başarmanın ön şartı olduğunu anlatan ‘The King’s Speech’ filmi önemli ipuçları taşıyor. Filmde, İngiltere Prensi Albert (VI. George) konuşma güçlüğü çekmekte ve tahta geçebilmesi için bu zorluğun üstesinden gelmesi gerekmekte. Denediği tüm tedavi metotları rahatsızlığını geçirmiyor. Sonunda bir konuşma terapistinden yardım alması için eşi tarafından ikna ediliyor. Film, bu terapist ve Kral VI. George’un tedavi boyunca birbirleriyle olan mücadelelerini konu ediniyor. Terapistin önceliği, konuşma güçlüğünü yenmesinde tedaviden çok bu işin üstesinden geleceğine başarılı olacağına inanmasına kralı ikna etmesidir. Bu inanç başarıyı da beraberinde getirir.

İnanmak, başlı başına motivasyonun temelini oluşturuyor. Bu yüzden çocuklarımızı kişisel becerilerine göre zaman zaman motive etmemiz gerekiyor. Birkaç ufak sözcükle onları yaptıkları işin üstesinden gelebileceklerine ikna ettiğimizde yaptıkları karşısında biz bile şaşırabiliyoruz. İnanıyorlar ve başarıyorlar…

Çocuğun başarabileceğine inanmasını sağlamak için öncelikle eğitimcinin çocuğa inancının tam olması yani olumlu bir sonuç elde edilebilmesi için bu inanç bileşeninin ortak bir kesişeninin mutlaka bulunması gerekmektedir. Bu sadece eğitimciler için de geçerli bir durum değil. Şüphesiz ebeveynlerin de kendi çocuklarına güvenlerinin ve inançlarının tam olması gerekmektedir. Çocuklar en ufak bir aksilik ya da beklenmedik bir olumsuzluk karşısında motivasyon kaybına uğrayabilmektedirler. Onların sürekli olarak desteklenmesi, motivasyonlarının yüksek tutulması ve başarıya inançlarının desteklenmesi gerekmektedir. Puzzle yapma becerisi gelişmemiş bir çocuğa sabırla yaklaşılması, belli bir aşamaya kadar desteklenmesi ve ilk puzzle tamamlanıncaya kadar bu desteğin sürdürülmesi ve bitirdiğinde ona küçük bir hediye verilmesi (çoğu zaman ödül, bitirdiği ilk puzzle olabilir) bundan sonraki deneyimleri için son derece teşvik edici bir unsur olacaktır.

Bu örnekleri artırmak mümkündür, aslında anaokulundan tutun da yüksekeğitime kadar; hatta iş hayatının çeşitli basamaklarında bile herkesin, hepimizin zaman zaman bu tarz desteğe ihtiyacı olmaktadır. Çoğu zaman yükseköğrenim öğrencilerinin: “Bu ders bende takıntı oldu, bir türlü geçemiyorum.” ya da iş hayatında çalışanların: “Ne yapsam bir türlü olmuyor.” serzenişleri aslında kendi “inanç” motivasyonumuzun henüz olgunlaşmamış olmasından kaynaklanıyor. Bu durum ufak bir omza, küçük bir desteğe ihtiyacımızın sinyalini veriyor.

‘Büyük Düşünmenin Büyüsü’ isimli kitabın yazarı David J. Schwartz:

“Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, -gerçekten inandığınızda-aklınız onu yapmak üzere çözümü bulmanıza yardım etmek için çalışmaya başlar.” diyor.

Aslında bu Yüce Yaratıcımızın genlerimize kodladığı “inanç”ın güzel bir ifadesinden başka bir şey değil.

(Kaynak: Kadriye ARBERK www.diyanetdergi.com/ailece/item/1501-inanmak-basarmaktir)
Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın