İnanmak Yeniden İnanmak

MANEVİ GELİŞİM | | 23 Mayıs, 2011 | 2.273 kere okundu


Evet, inanmak en büyük eylemdir.

Çünkü bu eylem hiç bitmez, bitmemesi gereklidir çünkü.

Çünkü iman, en büyük nimettir. En değerli bir hediyedir, Yaradan’dan. Onun için en güzel şekilde, en sıkı biçimde korunması gerekir. Takva demek, imanı korumak demektir; imanı korumak için korkmak demektir. En değerli hediyeyi, en sıkı biçimde korumak için hayatın sonuna kadar korumak ve kollamak demektir.

Ama insan aciz, fakir, biçare. Gaflete düşüveriyor, günahlara dalıyor, inancını gereği gibi koruyamıyor. Nefis ve şeytan da sürekli imana saldırıyor. Küfrün ve şirkin azgın milleti de müdhiş bir şekilde tasallut ediyor, bu en güzel hediyeye. Gazeteyle, televizyonla, radyoyla, internetle; üniversiteyle, ekonomiyle, büyük organizasyonlarla saldırıyor, imana ve mümine. Küfür dalga dalga geliyor, müminin üzerine, hele bu azgın çağda.

Lakin inanan bir kimsenin ilmi yeterli değilse, uygulaması eksikse, irfan ve ahlaka gereği gibi yönelmiyorsa ve yeniden yeniden iman eylemini gerçekleştirmiyorsa o zaman çarçabuk ele geçiveriyor, inanç düşmanları tarafından.

Onun için diyor ki Kitabımız: “Ey iman edenler, iman ediniz!” Demek ki imanın yenilenmeye ihtiyacı var. Demek ki inananların yeniden inanma atılımı yapmaları gerekiyor. Demek ki imanın korunması, yeniden inanmaya bağlı. Demek ki bir müminin en önemli işi inançtır.

Tevbedir, yeniden inanmak. Derinden, gönülden, kalpten bağışlanma talebidir. Tepeden tırnağa yenilenme isteğiyle Yaradan’dan afv ü mağfiret dilemektir. Pişmanlıkla, nedametle, gözyaşıyla…

Aşk ve muhabbettir, yeniden inanmak. Allah ve resulünü şiddetli bir şekilde her şeyden çok sevmektir; Allah dostlarına sevgi duymaktır. Kitaba ve sünnete âşık olmaktır. Kulluk görevlerini gönülden bir muhabbetle yerine getirmektir. İmanı her şeyden üstün tutmaktır.

Gayret ve fedakârlıktır, yeniden inanmak. Bir gündüz yürüyüşü yapmaktır; ilim, irfan ve ahlak öğrenmek için. Bir gece yürüyüşü yapmaktır; fikir, şükür ve zikir için. Yerinden kalkmak, rahat evinden çıkmak, sıcak yatağından doğrulmaktır, Allah’ın rızasını kazanmak için. Öğrenmeye çalışmaktır, inancın ilkelerini ve gereklerini; çünkü en gerekli bilgi, inanç bilgisidir; çünkü en değerli hazine imandır. İnancı olmayanın sonu, acıklı bir sondur; sonundan korkan, inanç için özveride bulunur ki son nefeste iman elinden uçup gitmesin. Ne hazin bir sondur ki inancı olduğu halde sonradan kaybedenin sonu. İflasın en büyüğü bu değil mi?

Güzel işlerdir, güzel ahlaktır, salih ameldir; yeniden inanmak. Canı gibi sevdiği malından mülkünden insanlara gönül rızasıyla verebilmektir. İyilik için, güzellik için, rıza kazanmak için ve yalnız rıza kazanmak için çalışmaktır. Kendinden, rahatından, zamanından verebilmektir.

Terk etmektir, yeniden inanmak. Küfrü, şirki, nifakı terk etmektir. Kibri, hasedi, riyayı terk etmektir. Yasakları ve haramları terk etmektir. Çirkin iş ve huylardan birer birer vazgeçmektir. Güzele, iyiye, doğruya yönelmektir. Tevbenin kabulüne en büyük delil budur çünkü.

Yeryüzünün en değerli insanları, inananlardır. Dünyanın ve ahiretin en güzel insanları, müminlerdir. Dünyanın ve içindekilerinin hepsinden daha kıymetlidir, bir tek mümin bile. Eskimiş, pörsümüş, dünyanın en değerli varlığı, inananlardır. İnanan insan, üstündür, çünkü hidayet Allah’tandır, çünkü her şeyin sahibi olan Yaradan, öyle dilemiştir. “Gerçekten inanıyorsanız, üstünsünüz” buyurmuştur, Kur’an-ı Kerim’de.

Neden inananlar en üstün konumda değiller, o zaman?.. Bu soruyu hem küfür güruhu hem iman cephesi yüzyıllardır sormakta.

Üstün değilsek iman zaafımız var demektir. Fetih ve nusret bizden tarafa dönmüyorsa hâlâ büyük eksiklerimiz, hatalarımız, günahlarımız var demektir. İyiliği Yaratan’dan, kötülüğü nefsimizden bilmek, inancın gereklerinden biridir çünkü.

Uhud’da galibiyetten mağlubiyete dönüşte aceleci olmak, emir dinlememek ve ganimete yani dünyaya yönelmek yok mudur? Puvatya’daki, Viyana’da ve Kırım’daki acı mağlubiyetlerin ardında itaatsizlik ve birliksizlik yok mudur? I. Dünya Savaşı’ndaki bozgunun en önemli sebepleri kibir, cehalet ve dengesizlik değil midir? İmanda zaafı olanın, gücünde de zayıflık vardır. Yoksa sayıca az olduğu halde nice iman ordusu, kendisinden kat kat güçlü orduları defalarca yenmemiş midir?

Üstün olmanın gereklerini yerine getirmek, yeniden iman etmenin bir süreğidir. “İnanıyorsanız, üstünsünüz” kutlu sözüne layık olmak için imana yönelmek, ilim ve irfan ile güçlenmek, özveride bulunup çok çalışarak nimete ve güce liyakat kazanmak, sabır ve sebat ederek kuvveti yeniden toplamak gereklidir.

Gerçek iman zor günde belli olur. Zayıflar ya topukları üzerinde geri dönüverirler ya da gaflet batağında oyalanır dururlar. Çünkü günleri insanlar için çeviriveren, gücü ve devleti birinden alıp diğerine veren yalnızca Allah’tır ve bu işte sayısız hikmetleri vardır. Lakin her zaman çalışana vermiştir, bunda kâfir-mümin ayrımı yapmamıştır. Çalışırsak bize de verecektir, inşaallah.

“Yardımın ve nusretin ne zaman gelecek” diyordu Kâinatın Efendisi, Hendek muhasarasının en çetin bir anında. O her şeyi yapmış, istişare etmiş, hendek kazmış, birlikleri yerli yerince organize etmiş, düşmanın kuvvetini azaltacak tedbirlere başvurmuştu. Fakat elbette ki yardım ancak Allah’tandır. Ne yapılırsa yapılsın onun izni olmadan, yaprak bile kıpırdamaz. Lakin O, gerçek müminlerin çalışmasını boşa çıkarmaz ve dualarını reddetmez. Hendek’te, bütün o zahmetlerin sonunda, büyük bir zafer kazanıldı, çünkü “zafer inananlarındır.”

Şimdi de büyük bir Hendek savaşının tam ortasındayız. Ama imanımız zayıf, çalışmamız az, birlik ve beraberliğimiz en alt düzeyde. Düşmansa galebe üstüne galebe çalıyor, inananlara, dünyanın her yerinde. Onlar birinci sınıf; Müslümanlarsa, en iyimser bir değerlendirmeyle beşinci sınıfa girebiliyorlar.

Bunu kabullenebilecek misin ey müslüman, ey bu satırların yazarı!..

Kabullenmiyorsan ki kabullenmiyorsun, çünkü her mümin izzet, şeref ve haysiyet sahibidir, yeniden inan o zaman Allah’ın varlığına, birliğine, yardımın ancak ondan geleceğine; Peygamberine ve Kitabına. Tam olarak inan. Şeksiz şüphesiz iman et.

Ve tevbe et, yapmış olduğun bütün günahlara. Tevbeni kalbinde ve işinde pekiştir. Yeniden cehd ü gayretin içine gir, gayret kuşağını beline bağla ve hiç çıkarma. Kendini aş, nefsini kır, kınayıcının kınamasından da korkma. İşini doğru yap, dürüst ol, güzel ahlakın gereklerine uy.
Ve dua et Rabbine, imanını korusun diye, inananları korusun diye; müminlere yeniden nusret, zafer ve galibiyet versin diye…

(Kaynak: Haydar Hepsev, Yüce Devlet Dergisi 15 Aralık 2010,  7. sayı)

Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın