Kişilik Gelişiminde 0-1.5 Yaş Neden Önemli?

ÇOCUK EĞİTİMİ | | 06 Ekim, 2010 | 32.035 kere okundu


Yeni doğan bebeğin çok önemli iki özelliğinden biri yaşayabilmesi için tümüyle başkalarına bağımlı ve muhtaç olmasıdır. Ona bakan, onu doyuran, koruyan biri olmazsa bebek yaşamını sürdüremez. Bu temel özellik çocuğun daha yaşamının ilk anlarından itibaren başka insanlarla (anne veya anne yerini tutan bir başka kişi v.b) bir sosyal ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir.

Yeni doğan bebeğin diğer bir önemli özelliği de tümüyle kendi ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine egosantrik (Ben merkezlilik) de denebilir. Ancak burada söz konusu olan bencillik insanlar tarafından hoş görülmeyen kendini beğenmişlik veya kendini yüceltme anlamında bilinçli bencillik değildir.

Kişilik Gelişiminde Anne Ön Plandadır: Bebek ilk ilişkisini annesi ya da annelik görevini yapan kişi ile kurar. Bu nedenle kişilik oluşumu ve gelişiminde anne veya anne görevini üstlenen kişi ilk zamanlarda ön plandadır. Çocuğun bu ilişki içinde iki temel ihtiyacı vardır: fiziksel bakım (yani doyurma ve korunma) ve sosyal bakım (yani sevgi ve duygusal yakınlık). Bu iki temel ihtiyacın yerinde ve zamanında giderilmesi çocuğun kişiliğinin temelinin sağlam atılması anlamına gelir.

Anne Davranışlarında Tutarlı ve Olumlu Olmalı: Olumlu bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ve ona doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi ödül kaynağı olarak öğrenir, ona değer verir. Anne yokken arar, görünce sevinir ve ona sımsıkı bağlanır. Anne çocuğa karşı davranışlarında tutarlı ve olumlu ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin bir temel güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız, olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu temel güveni oluşturmakta oldukça zorluk çeker ve kişilik oluşumu olumsuz yönde etkilenir.

Anne Çocuğuna Sevgisini ve Değer Verdiğini Göstermeli: Sağlıklı kişilik oluşumunda bir annenin bebeğinin fiziksel bakımını mükemmel yapsa bile bu temel güveni oluşturmada tek başına yeterli değildir. Sevgi ve duygusal yakınlık görmeyen çocuğun kişiliği bu durumdan oldukça olumsuz etkilenir. Sevgi ve duygusal yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin temel güven oluşturur.

Anne çocuk ilişkisindeki bu süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta “Temel güven duygusunun” özünü oluşturur.

Duygusal Gelişimini Önemsemeli: Kişilik gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise duygusal gelişimdir. Bu dönemde ses, korku veren uyarıcılar arasında ilk sırada gelir. Altıncı ayda veya daha sonraki aylarda bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak uçurum görüntüsüne karşı korku tepkileri artar. Diğer bir korku türü ise bebeklerin yabancılara karşı gösterdikleri korku tepkileridir. Yedinci ve sekizinci aylarda yabancılara karşı hissettikleri korku duyguları birinci yaşın sonuna doğru yoğunluk ve sıklık gösterir.

Engellemenin Sonuçlarına Dikkat: Bebeklik çağında öfke ve saldırganlık tepkisi çocuğun bir kimse ya da olay tarafından engellenmesinden doğar. Bu engeller en belirgin şekilde şu alanlarda ortaya çıkar; yemek yeme, temizlik, tuvalet eğitimi, uyku, oyundan alıkonma. Bu tür engellere karşı bebeğin ilk tepkisi, hedefi belli olmayan bir ağlama ve çırpınmadır. Zamanla çevresinin ödüllendirdiği yönde davranışları yapmaya başlar bu yüzden anne veya anne görevini üstlenen bireyler bebeğin olumlu davranışlarını ödüllendirmeye gayret etmelidir.

Not: Yazarın bir sonraki yazısı:“Kişilik Gelişiminde 1.5-3 Yaş Neden Önemli?”

Paylaşmak Güzeldir
Anahtar Kelimeler: ,

64 Yorum

  1. Recep Murat diyor ki:

    Esra Hanım,
    Sizin gibi her anne-baba çocuğunun sınıfında ödevlerini en iyi yapan, öğretmenlerinin takdirini kazanan, arkadaşlarına da iyi örnek olan bir öğrenci olmalarını ister. Ancak genelde bir çoğumuz bunu başaracak olanın yalnızca çocuğumuz olduğunu düşünerek: “Ben ders çalış demezsem asla ders çalışmıyor”; “Aslında benim çocuğum çok zeki ama çalışmıyor”; “Yarın yazılısı var ama hiç umurunda değil”; “Ders için odaya girmesiyle çıkması bir oluyor”; “Ödev var mı diyorum, öğretmen vermedi diyor” gibi şikayetlerle hep onu suçlarız elbette çocuğumuzun bu konuda yapması gerekenler var ama bizim de yapmamız gerekenler var öncelikle bizler bu konudaki sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz.
    Mesela çocuğunun sınıfını bile bilmeyen babalar var, öğretmenini tanımayan, okulunun nerede olduğunu bilmeyen, hangi dersleri gördüğünü bunlardan ne kadar sınav olduklarını vb. bilmeyen ebeveynler var yada sırf öğretmenden olumsuz cümleler duymamak için çocuğun yerine ödevini yapan anne-babalar var yada çocuğunun yapmadığı ödevleri veya yerine getirmediği sorumlulukları dolayısıyla alacakları düşük notları bizzat devreye girerek adeta bir defalığına affedin diye yalvararak öğretmenden olumsuz değerlendirme yapmamasını isteyen veliler var dolayısıyla bizler öncelikle çocuklarımızın yapacaklarından değil de kendi üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmekle başlamalıyız bu konudaki problemleri çözmeye…
    Esra Hanım, yaşadığınız sıkıntının temelinde yatan problemi (Ben ona taviz verdikçe) diyerek belirtmişsiniz tavizler her zaman yeni tavizleri beraberinde getirir. Eşiniz sıkıntıyı çözmüş sizde aynı şekilde hareket edin. Eğer oğlunuz ödevlerini yapmazsa yapmayı sevdiği şeylerden mahrum edin mesela ödevini bitirmeden oyun oynayamazsın, arkadaşlarınla sinemaya gidemezsin, internete giremezsin gibi…
    Bunun yanında sıkıntılarınızı çözüme kavuşturmada aşağıdaki tavsiyeleri de dikkate almanızda fayda görüyorum:
    1. Çocuğunuzun dersleri ve öğretmenleri hakkında bilgi sahibi olun,
    2. Çocuğunuzun öğretmenlerinden ve rehber öğretmenden onun hakkında bilgiler alın, toplantılara katılın, imkân buldukça okulunu ziyaret edin,
    3. Çocuğunuzda dikkat eksikliği, hiperaktivite ve öğrenme güçlüğü gibi problemleri olup olmadığını öğretmenleri ve rehber öğretmeniyle görüşerek tespit edin. Eğer varsa bu konuda onların ve uzmanların yardımını alın,
    4. Büyükanne ve büyükbabalar kuralları uygulama noktasında torunlarına karşı oldukça esnektir. Bu noktada babaanneyi de oğlunuzun ödevleri yapması noktasında güzelce uyarın,
    5. Çocuğunuzun olumlu yönlerini ön plana çıkarın yaptığı iyi şeyleri takdir edin,
    6. Çocuğunuzun kapasitesini aşan beklentiler içine girmeyin,
    7. Çocuğunuzun ödevlerini yapabileceği uygun mekân hazırlayın. Bu çocuğa ait bağımsız bir oda olduğu gibi, ders çalışma köşesi de olabilir. Ve kesinlikle o ders çalışırken sizler Tv seyretmeyin böyle bir durumda sizlerde kitap okuyabilirsiniz mesela,
    8. Ev ödevi için oğlunuzun her gün düzenli “ödev saati’’ oluşturmasını sağlayın. Bunu uygulama noktasında kararlı olun. Ödev saati sona ererken, çocuğun yapmış olduğu çalışmayı kontrol edin,
    9. İmkânlarınız ölçüsünde önceden şartlandırmamak koşuluyla zamanında tamamlanan ödevlerin, başarılı olunan sınavların ardından birlikte yapmaktan hoşlandığınız ortak bir faaliyeti gerçekleştirin (Sinemaya, tiyatroya gitmek gibi),
    10. Çocuğunuzun ödevlerini asla siz yapmayın ancak yönlendirmelerde bulunabilirsiniz,
    11. Belirli bir saate kadar ödevin bitirilmesi konusunda çocuğunuzla görüş birliğine varın. İstisnalar dışında çocuğunuzu, zaman sınırlamasına sadık kalması için uyarın,
    12. Ders çalışması ve ödev yapması konusunda ona baskı yapmayın. Önemli olan çocuğunuzun ders çalışırken keyif alabilmesi, desteğiniz ve teşvikinizle yapabileceğinin en iyisini ortaya koyabilmesidir.
    13. Kesinlikle çocuğunuza yaklaşımınız olumlu ve yapıcı olmalıdır; sert, agresif ve sinirli yaklaşımlar çocuğunuzun size ve söylediklerinize tepki geliştirmesine sebep olur bunlar çözüme katkı sağlamak yerine bilakis çözümsüzlüğü körükler. Çocuğunuzla gerektiğinde bir arkadaş gibi konuşup yapmasını istediğiniz şeyleri güzelce onun anlayacağı şekilde anlatmanızda fayda var. Olumsuz durumlarda hemen sinirle karşılık vermek yerine sakin olup sonuçlarını görmesine izin vererek ona destek olursanız bu problemleri rahatlıkla aşacağınıza eminim.
    Allah kolaylıklar versin…

Yorum Yapın