Kıyaslanmaktan Kim Hoşlanır Ki?..

EVLİLİK ve İLETİŞİM | | 28 Ekim, 2010 | 2.744 kere okundu

Hanımlar eşleri tarafından beğenilmek ve beğenildiklerini sık sık duymak isterler. Kendilerine değer verildiğini ise ince düşünülmüş küçük ayrıntılarda görme eğilimindedirler.

Hanımlar bir araya geldiğinde söz döner dolaşır eşleri ile yaşadıkları olaylara da uğrar. Kimi zaman bu paylaşımlar olumlu sonuç verir. Kişi, “Meğer benim eşim ne kadar da anlayışlıymış” diye şükreder, fakat bazen olayların sadece dışarıdan görünen kısmına aldanarak kendi eşinin anlayışlılık ve güzel geçim konusunda geri kaldığını zanneder. Oysa unutulmaması gereken çok önemli bir nokta vardır: En iyi eş sizin dünyanıza en uygun olandır. Yakınınızın “ideal eşi” kim bilir hangi beşeri zaaf ve aksaklıklara sahip? Siz perde arkasını bilmediğinizden o kişiyi gözünüzde yükseltebilir, eşinizi ise içten içe suçlayabilirsiniz. Duygularınız bu noktaya geliyorsa çok dikkatli olmalısınız. İşin sonu haset gibi çok zararlı bir hastalığı kapmaya varabileceği gibi eşinize daha önyargılı ve kırıcı davranmanıza da neden olabilir.

Mutluluklar Bazen Paylaştıkça Artmaz

Nezahat Hanım, arkadaşları ile bir araya gelmiş, keyifle muhabbet ediyordur. Arkadaşı kendisinin içerleyebileceğini dahi düşünmeden eşinin ne kadar “romantik” ve ince bir erkek olduğunu, onu yemeğe götürüp ne de hoş hediyelerle sevindirdiğini anlatır. Eşinin romantik sözlerini ilave etmeyi de unutmaz. Lakin unuttuğu bir şey vardır anlattıkları Nezahat Hanım’ın dünyasında farklı duygulara sebep olacaktır.

Aslında kişinin mutluluğunu arkadaşıyla paylaşmak istemesi gayet normaldir. Fakat karşısındaki kimse Nezahat Hanım gibi olayları her yönüyle değerlendirebilecek olgunlukta değilse hemen kıyas yapma hatasına düşebilir. “Neden benim eşim de bu kadar düşünceli değil? Demek ki o çok anlayışsız. İnce düşünemeyen, zihni böyle konularda pek de çalışmayan biri.”

Hatta daha da aşırıya kaçıp “Nerden evlendim böyle anlayışsız, ince davranmaktan uzak, düşüncesiz biriyle?” diyecek aşamaya dahi gelebilir. Oysa arkadaşının “süper eşi” daha yakın zamanda demir parmaklıklar ardından kurtulmuş; ara ara alkol alabilen biridir. Değerleri yerine oturmuş, meseleleri çok boyutlu analiz edebilen biri Nezahat Hanım gibi düşünüp imrenmek şöyle dursun, kendi eşinin ne denli temiz yaşadığına bir kez daha şükredebilirdi. Öyleyse neden bu kadar kıymetli bir erkeğin kıymeti tam olarak bilinmemişti?

Aslında böyle bir konuda sorumlu olan yalnızca Nezahat Hanım değildi. Kadın psikolojisi konusunda az çok bilgi sahibi olan herkes durumu normal karşılayabilir. Ancak Nezahat Hanım arkadaşının eşinde bulunan olumsuzlukları unutmuş, sadece onun hanımına gösterdiği tatlı dil ve düşünceli davranışları göz önünde bulundurmuş ve zihninde arkadaşının eşinin davranışına tam puan vermişti. Diğer yandan Nezahat Hanım’ın eşi ne kadar kaliteli ve ailesine helalinden lokma getirme derdinde, temiz bir insan olursa olsun, hanımından yüksek puan alacağı davranışları ya bilmiyordu ya da küçük ayrıntılar şeklinde algılıyordu.

Hanımlar Düşünceli Davranışlardan Etkilenir

Gerçekten hanımlar eşleri tarafından beğenilmek ve beğenildiklerini sık sık duymak isterler. Kendilerine değer verildiğini ise ince düşünülmüş küçük ayrıntılarda görme eğilimindedirler. Hediye çok büyük olmasa da üzerinde kafa yorulmuş olması kendilerini değerli hissetmelerine neden olur. Hanımına tatlı dille yaklaşan ve ona iltifatta cömert olan bir erkek, hanımından cömertçe puanlar alabilir. Öte yandan Nezahat Hanım’ın eşi “Ben sizin için gece gündüz koşturuyorum; böyle ufak tefek şeyler yüzünden canımın sıkılmasını istemem” diye düşünebilir ve hanımına kırgınlıkla yaklaşabilir. Bu durumda ise olay daha da içinden çıkılmaz boyuta gelir.

Önemli olan eşlerin birbirlerinin ihtiyacına göre davranmaya özen göstermesi ve çevresine bakarak eşini kıyaslama yanılgısına düşmemesidir. Karşınızdaki kişi eşinin ne kadar kusursuz bir hayat arkadaşı olduğunu ve evliliklerinin nasıl peri masalı gibi mutlulukla geçtiğini söylerse söylesin gerçekler bu kadar da tozpembe değildir. Hakikatte sorunsuz evlilik yoktur. Öyle ki Aişe (r.a) validemiz ile Efendimiz (s.a.v) dahi anlaşmazlık yaşamış, hatta aralarında Hz. Ebubekir’i (r.a) hakem tayin etmişlerdi. Öyleyse çiftler ne kadar iyi geçinme eğiliminde olursa olsun evlilik gerçekten çaba gerektiren, sabır isteyen bir müessesedir.

Hatırdan çıkarılmaması gereken, örnek gösterilen kişilerden ziyade eşinizin sizinle ne denli uyumlu olduğudur. Hiç kimse kendisinin başkası ile kıyaslanmasından hoşnut olmaz. Böyle bir yaklaşım sonucunda eşler “Daha iyi bir eş olmalıyım” şeklinde düşünmekten ziyade “Eşim benim kişiliğimden hoşnut değil; demek ki beni olduğum gibi kabul etmek istemiyor, değiştirmek istiyor” düşüncesine kapılır. Sonuç itibariyle kıyas yaptığında kişi, hem kendi içinde sıkıntı yaşar hem de eşinin huzurunu kaçırabilir.

İstenilen Davranışlar Tatlı Dille İfade Edilebilir

Başka eşlerde bulunan olumlu davranışların eşinizde de nüksetmesini temenni etmek en doğal hakkınız olsa da bunu kıyas yoluyla yapmak olumlu sonuç vermez. Yapılabilecek olan hissedilen duygu halinin eşle samimi olarak paylaşılmasıdır. İsim vermeksizin, “Bazen eşler arasında şöyle şöyle olumlu davranışlara, romantik yaklaşımlara, sıcak ilgiye ve düşünceli hallere şahit olduğumda hoşuma gidiyor. Aslında biz de çok iyi eşiz. Ama bu konularda biraz daha iyi olabilir miyiz? diye düşünüyorum. Böyle olduğunda kendimi daha mutlu hissederdim her halde” gibi sözlerle samimi duygular ifade edilebilir. Niyet güzel olduğunda karşıdaki eş de alınganlık yapmadan kendine düşeni yerine getirmek isteyebilecektir.

Kıyas, Küçük Yanlışlara Büyüteçle Baktırır

Çiftlerin hayat arkadaşının yaptığı küçük hatalar veya beceri eksiklikleri karşısında büyük tepkiler vermelerinde kıyasın önemli bir payı vardır. Bu hatalar karşısında benmerkezci kişiler eşlerine kızma ve hatta onları tenkit etme yolunu tercih ederler. “Annem hiç şikayet etmeden her işin üstesinden gelebiliyordu; hanımım neden böyle değil?” veya “Arkadaşımın eşi hanımına her zaman yardımcı olur. Benim eşim niçin tembel?” gibi serzenişlerde bulunurlar. Ancak evlilikte ufak tefek hataları mazur görmemek, karşısındakinden en mükemmel davranışı beklemek çeşitli sıkıntılara neden olur. Eşler birbirlerinin hatasını güzel bir üslupla ve tatlı yollarla gidermeye niyetlendiğinde, yapılan küçük yanlışlar sorun olmaktan çıkar, paylaşım ve yardımlaşmayı arttıran birer fırsat haline dönüşür. Hatalar karşısında asla kıyas yolu seçilmemelidir. Zira kıyasta her iki taraf için de mutsuzluk vardır.

İki cihan güneşi Efendimiz (s.a.v) eşi bir şey yapamadığında ona kızmaz, başka hanımlarla kıyaslamaz kalkıp kendisi yapardı. Hz. Aişe (r.a) validemizin anlattığı şu olay konumuza güzel bir örnek teşkil ediyor: “Bir gün Üsame (r.a) Allah Rasulü’nün (s.a.v) yanına geldi. Düşmüştü. Başını kapının eşiğine ya da yanına çarpmıştı, yüzü kanıyordu. Allah Rasulü (s.a.v) onu bu halde görünce: ‘Ey Ebu Bekir’in kızı! Kalkıp çocuğun yüzündeki kanı sil’ buyurdu. Hemen kalktım, bir bez alıp yüzünü sildim.

Çocuğum olmadığı için bir çocuğun yüzünün nasıl temizleneceğini tam olarak bilmiyordum. Bunun için yüzünü Allah Rasulü’nün (s.a.v) istediği gibi yıkayıp silemedim. Allah Rasulü (s.a.v) Üsame’nin (r.a) yüzünü güzelce temizleyemediğimi görünce bana bir şey demeden yerinden kalktı, Üsame’yi (r.a) yanına alıp yüzünü yıkadı. Sonra onu öpüp sevdi.” (Aile Reisi Olarak Hz. Peygamber (s.a.v), Semerkand)

Nice kişiler eşinin basit işleri yapamamasını beceriksizlik olarak algılar ve onun küçük aksaklıklarını büyük görür. Asıl kusur böyle düşünmekle yapılmış olur.

Evlilikte, ceviz kabuğunu dahi doldurmayacak küçük eksiklikler, yanlışlar kolaylıkla telafi edilebilir. Fakat kıyasla veya tenkitle kırılan kalplerin onarılması o denli kolay olmayacaktır.

Neslihan BEYHAN’ın bu yazısı Mayıs 2009 tarihli SEMERKAND AİLE DERGİSİ’nin 44. sayısında yayınlanmıştır.

Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın