Niyet Etmek

MANEVİ GELİŞİM | | 06 Nisan, 2011 | 3.791 kere okundu

İnsanoğlu aşırılığa (ifrat ve tefrite) meyillidir. Bir taraftan rahatlatır onu, bu yönelişleri. Çünkü bu kolaydır, hesap ve denge fikrinin zorluğundan uzaklaşıştır. Tabii bu durum diğer yandan bilgisizliği ve bilinçsizliği ifade eder. Yaşı büyüdükçe tecrübesinin, çalıştıkça ilmi, yaşadıkça gözlem ve sezgisinin artması ve dolayısıyla dengeli olması beklenir, normal bir insandan. Böyle olmuyorsa nedendir? Büyüklerimiz, bunun için, bu durumda bilgiyi uygulamanın, öğrenileni yaşamanın ehemmiyetini söylemişlerdir. Bundan daha önemlisi de insanın kendini çevirdiği yön, kendine belirlediği hedef ve kalbine koyduğu niyettir. İman da bir niyettir, kendini yaratan Rabbine kul olma niyeti. Tövbe de bir niyettir, yeniden niyet etmedir yani niyetini tazelemedir.

Evet, bütün işler niyetlere göredir. Niyet basit bir şey, küçük bir düşünce değildir. Bütün bir hayatı yönlendiren büyük bir fikir, kuvvetli bir duygu, derin bir sezgidir. Niyetine göre belirlenir insan, anlam kazanır ve bir değer ifade eder. Niyet, insanın sorumluluğuna bürünüşü ve buna göre şekillenişidir. Ve sonra artık ifadesidir bütün davranışlarında. Öyle bir güçtür ki niyet gidilecek yolun bütün menzil ve merhalelerinde kuvvetli yapar insanı. Değerli ve hatta kutlu yapar. Arındırır ve dengeyi sağlar. Yorulduğunda tazeler ve canlılık kazandırır. İnsanın uçurumları demek olan ifrat ve tefritlerden sürekli korur. Tabii ki bilene ve uygulayana. Her gün ve her daim uygulayana, niyetini sürekli tazeleyene.

Niyet, insana irfan denilen öz bilgiyi sağlar ve bu irfanla niyeti yenilenir. Muhataralı yani karar verilmesi güç durumlarda, sözün bittiği anlarda milletimizde bir zamanlar kuvvetle var olan güçlü düşünce ve sezgi işte buydu. Büyüklerimiz “Bilgi yetmez, irfan gerekir” demişlerdir. Az da olsa bilinenlerin hayata geçirilmesiyle kazanılan bir öz-bilgiyi kastetmişlerdir. Öğrendiği sadece bir şeyi hayatına geçirmedeki gayretiyle zamanın kutbu olan, Bayezid-i Bistami hazretlerinin uzun yollar teperek kendisini ziyaret ettiği meşhur demirciyi hatırlayalım. Onun niyeti ve çabasının muazzamlığı ne üstün bir mertebe sağlamıştır ona. Feraseti sağlayan da niyetin çaba ile desteklenmesi, gayretin niyet ile beslenmesidir.

“sizin kelimelerinizden çıktım ben

sağdayım ben, yerim belli

taş taşıyanım ben

elleri ezilen.

niyyet ettim

durdum divana

bir hayat yaşamaya.”

Sadece iyi niyet bile sevap sayılmıştır. Sevap da aslında kolay elde edilir bir şey değildir. Bu olgu, insanın kendini hayra ayarlamasını ifade ettiğinden, doğru ve iyiyi önce kendinde gerçekleştirmesinin önemini hissettirmektedir. İyi bir iş yapmanın önce düşünce ve duygu zemininde hazırlanışını vurgulamaktadır. İnsanı sadece yaptıklarıyla değil düşündükleriyle bile hayırlı ve bereketli yapmaktadır, çünkü o büyük niyet çok üstündür, kutludur, mübarektir.

Dalga dalga büyür gönlümüzdeki küçük bir niyet. Bir büyük niyet eder öte dünyaya uzanırız. Denge budur işte, niyet bizi hem aşırılıklardan alıkoyar bu dünyada; hem de iki dünyalı bir varlık olmamızın ritmini ayarlar. Böylece istikamet sağlar insana. Işıklı ve pırıltılı bir hayat. Meyveli ve semereli yani boşa geçmeyen bir ömür. Böylece ölümsüz olur insan. Hayırlı niyetlerin salih amellerle beslenmesi ölümsüz yapar onu. Yaşar, iki kere yaşar, kapanmaz onun amel defteri.

“dilinle başla

kalbinle bitir

başlamayı bitir

bir sona başla

dudakta kelime

o’nun adıyla başla.” (Kaynak: Haydar Murad Hepsev, Yüce Devlet)

Paylaşmak Güzeldir

1 Yorum

  1. muhammet ali asan diyor ki:

    Slm. Aile Danışman’ım,
    Sitenizde yayınladığınız yazıların herbiri ayrı bir güzelliğe sahip. Çok istifade ediyoruz. Emeğinize sağlık. Allah razı olsun. Muhabbetle…

Yorum Yapın