Özür Dilemek Evliliğimizin Neresinde?

EVLİLİK ve İLETİŞİM | | 31 Aralık, 2010 | 3.271 kere okundu

İnsan hata yapmaya müsait bir yaradılışa sahiptir. Dolayısıyla bir insandan, daha dar ifadeyle eşinden, mükemmel olmasını beklemek akla muhal, gerçekle bağdaşmayan bir durumdur. Şu durumda özür dilemek ve yapılan özürleri kabul etmek hayatımızın bir parçasıdır.

Önemli olan bunların ne zaman, nasıl, hangi yolla yapılması gerektiğini iyi bilmek; eldeki bu yardımcıyı faydalı yerde kullanıp, cimrilik etmemek ve kıymetli eşinin gönlünün onarılmasını geciktirmemektir. Eşler arası iletişimin güçlenmesinde, sorunların çözümünde en etkili sözlerden biridir zira özür dilemek. Yaptığı yanlışa pişman olmak evlilikte eşler için adeta hayat kurtaran can simitlerindendir. Uzman Psikolog ve Aile Terapisti Çiğdem Demirsoy’a göre “Evlilikte yanlış yapıldığında yanlış yapan eşin özür dilemesi çok manidar. Çünkü kendisinden özür dilenen eş, anlaşıldığını hisseder. Uzlaşıldığını algılar. Hata varsa ve bu eşi tarafından anlaşıldıysa kişi eşi tarafından kabul edildiğini ve ilişkide kendisinin de var olduğunu hisseder ve rahatlar.”

Özür Dilemek Neden Zor Gelir?

Hal böyleyken birçokları için özür dilemek neredeyse dünyanın en zor işidir. Kültürümüzde ve dini anlayışımızda hatalarımıza pişman olmak, Yaratıcı’ya borçlu olduğumuz pişmanlığımızı tövbe ile ortaya koymak günlük yaşantımızın içine sinmiş olmasına rağmen kuldan özür dilemek niçin zor gelir? Bunun çeşitli nedenleri vardır:

• Öncelikle kişi özür dileyince “büyüklüğünden” bir şeyler kaybedeceğini düşünür.
• Özür dilemesi bir anlamda tüm hatanın kendisinde olduğunu düşündürecek diye korkar.
• Muhatabının, özrünü kötüye kullanacağı endişesini taşır.
• Her zaman ilk özür dileyen kişi olduğunu düşünüyor ve içerliyordur.
• Kendini beğenme, kibir gibi kalp hastalıkları baskındır.
• Özrünün kabul edilmeyeceğini düşünüyordur.
• Özür dilemeyi önemsemeyen çevrede yetişmiştir ve kendisi de önemsemiyordur.

Bazı kişilerin özür dilemekte zorlanmasının önemli nedenlerinden birinin, kişinin kendi doğrularını tek doğru olarak görmesi ve benliğinde hataya yer vermemesi olduğunu belirten Psikolog Çiğdem Demirsoy “Böyle kişilerin farklı bakış açısına geçebilmesi ve olayları zihninde esnetebilmesi önemlidir” diyor ve kültürün yanı sıra kişiliğimizi oluşturan diğer unsurların da özür dileme eğilimimizi etkilediğini belirtiyor. Bununla birlikte ne olursa olsun, hangi yaşta bulunulursa bulunulsun kişilik şekillendirme ve kendimizi eğitme yeteneğimizi de hatırlatıyor ve kişisel çabaların yetersiz olduğu durumlarda terapilerle de kişinin kendi doğrusunun tek doğru olmadığını, karşısındakinin bakış açısını algılamayı, yeniliklere açık, esnek hale gelebilmeyi, herkes gibi kişinin kendisinin de hata yapabileceğini ve başkalarının duygularının kendi duygularından farklı olabileceğini anlamayı başarmanın mümkün olduğunu ilave ediyor.

Bazen sırf özür dilenmediği için tartışılır, küçük meseleler sorun haline getirilir. Kişi, eşinin yanlış davrandıktan sonra vurdumduymaz tavırlarına içerler ve kavga etme eğilimi gösterir. Her ne nedenle olursa olsun şeytanın kişiye zorlaştırdığı özür dileme erdemi aslında evliliğin insana verdiği manevi terbiye yolunda bir tuğladır. Evlilik öncesinde kendi kendine her şeyini serbestçe yapabilen, kimseye hesap vermek zorunda olmayan birey; yuva kurduktan sonra alttan almaya, gönül almaya, Allah için eşini hoş görmeye başlar ve manevi gelişimine hız kazandırır.

İncinmek İstemiyorsan İncitme

Gönül erleri, Allah’ın veli kulları insanlarla münasebetlerinde çok ince düşünür ve dikkatli davranırlardı. Kalp kırmaktan çok çekinirlerdi. Bir sözle de olsa kimseyi incitmek istemezlerdi. Çünkü kalbin Allah Teala’nın nazargahı olduğunun şuurunda bir hayat tarzı benimsemişlerdi. Yunus Emre bir kimsenin gönlünü kıranın iki dünyanın da kötü kişisi olduğunu şöyle dile getirir: “Gönül Çalab’ın tahtı,/ Çalab gönle baktı,/ İki cihan bedbahtı, / Kim gönül yıkar ise…”

Bu düşünce tarzını evliliğimizle alakalı değerlendirdiğimizde eşlerin daha da dikkatli olmaları gerektiği ortaya çıkmaktadır. Zira anne-baba ve çocuklar bir gönül gibidir. Birinin gönlünün kırılması aileyi olumsuz etkiler. İşte sosyal hayatta ve özellikle ailede özür dilemek hatanın telafi edilmesinin ilk adımıdır.

Eşler arası iletişimde, “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de öyle davran” düşüncesi insanın yaptıklarının farkına daha iyi varmasını sağlar. Bu prensip aslında şu gerçeği telkin etmektedir: İncinmek istemiyorsan ilk adım, incitmemektir. Özür dileyecek davranışlarda bulunmamaktır. Eşler bu düşünce tarzını evliliklerine hakim kıldıklarında hataların telafisi için ne gerekiyorsa yapmaya hazır hale gelirler. Çünkü kimse incinmek istemez.

Kimin Özür Dilemesi Gerektiğine Nasıl Karar Verilecek?

Özür dilemenin çok zor olmasının temelinde yatan ana neden, her iki tarafın da özrü eşinden bekliyor oluşudur. Çünkü anlaşmazlık devam ediyordur ve iki taraf da kendisinin haklı olduğu kısma odaklanmıştır. Bu durumda hayırda yarışma anlayışı ile tartışmayı kesen olmak ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) müjdesine nail olmak için ilk özür dileyen olmak manevi anlamda kişiye kendisini iyi hissettirir.

Allah Rasulü (s.a.v), “Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim” (Ebu Davud) buyuruyor.

Fakat çiftlerden birinin yanlışı veya haksızlığı barizken öteki hala özür dilemekte ağırdan alıyorsa özür bekleyenin, eşine bu beklentisini kırıcı olmadan bildirmesi gerekir. Mesela “Geçen gün herkesin yanında bana söylediğin o sözleri hala unutamıyorum. O anda renk vermedim ama bu durum beni çok üzdü” denerek kırgınlık dile getirilebilir.

Kişi bazen de hiç kabahati yokken veya sırf eşi tarafından yanlış anlaşıldığı için zor duruma düşebilir. Bu şartlarda önemli olanın kişisel hak arayışı değil, evliliğin ahenk ve huzurunun devamı olduğunu unutmamak gerekir. Öyle bir sıkıntı yaşadınız ki, eşiniz sizden özür dilemeden rahat edemeyeceksiniz. Fakat o, kendisinin haklı olduğuna yüzde yüz emin. Hafif kırgınlık devam ediyor ama alttan alan olmuyor. Bu durumda küslüğü ilerletmek günlerce dargın uyumak, “Ben ona gösteririm” anlayışı taşımak eşlerin aralarının soğumasına sebebiyet verebilir. Önemli olan birlikte mutlu ve huzurlu yaşamanız. Bu dalın üzerinde birlikte yaşıyorsunuz. Onu üzdükçe veya ona çektirdikçe aslında kendiniz de düşüşe hazırlanmış oluyorsunuz.

Öyleyse istisnai şartlarda haklı da olsanız ilk adımı atan siz olabilirsiniz. Onu kızdıran ve özür dilemeye yanaştırmayan davranışınızın ne olduğunu öğrenmeye çalışıp empati kurun. Yine de ona hak veremiyorsanız o zaman en azından dargınlığı uzatmayıp hiçbir şey olmamış gibi davranın. İletişimin bazı köşeleri yorumsuz çıkmaz sokaklar gibidir. Zorladıkça kendinizi sıkışmış hissedersiniz. En iyisi bu noktayı hisseder hissetmez geri dönebilmeyi bilmek ve meseleyi her iki tarafın da aklıselim bir vaziyette değerlendirebileceği bir zamana ertelemektir.

Özür İçin Hazırsınız Ama Nasıl Dileyeceksiniz?

Özür dilediği halde eşinden olumlu cevap alamadığını düşünen kimseler kendilerini iyi gözlemlemeli. “Bunu kastetmediğimi sen de biliyorsun” gibi bir cümle özür niyetiyle söylense de yeteri kadar pişmanlık içermez. Bunun yerine “Seni incittiğim için özür dilerim canım, niyetim bu değildi” ifadesi daha samimi bir özürdür. Özür dilerken yanlış olan davranışınızın ne olduğunu açık ve somut olarak dile getirmeniz de oldukça önemlidir. “Tamam, tamam özür…”, “Aslında ben çok iyi biriyim” gibi genel konuşmalar veya alaycı yaklaşımlar evlilikte özür dileme nezaketini, nezaketsizce bir kenara bırakma anlamına gelebilir.

Sözle özür dilemek zor geldiğinde veya çok sık kullanılmış olduğundan limitini aştığında özür dileme üslubunuzu değiştirebilirsiniz. Örneğin eşiniz size kendisine destek olmadığınız için kırıldıysa işlerinde yardımınızı artırabilirsiniz. Ailesinin yanında onu mahcup ettiyseniz bir dahaki sefere tam tersine özellikle ailesinin yanında daha güzel davranabilir, gönlünü alabilirsiniz.

Özrü nasıl kabul etmeli, kabul edilmeyen özürler için ne yapmalı?
Tüm samimiyetiyle yanlışını itiraf eden ve affedilmeyi hak eden bir özürle huzura gelen kişiye “Demek haksızlığını sonunda kabul ettin. Zaten ben demiştim, tüm olanlar senin suçundu” gibi sözlerle cevap vermek “Bir daha benden özür dileme” demek olur. Özür dilemenin bir adabı olduğu gibi özrü kabul etmenin de bir usulü, yolu yordamı vardır. Özür nazikçe ve güzel düşüncelerle kabul edilir. Zihinde soru işaretleri kalmışsa da özrü kabul ettikten sonra hoş bir yaklaşımla dile getirilir. Unutmayın ki bir gün siz de özür dilemek durumunda kalabilirisiniz. Önemli olan hata yapmamak değil aynı hataları defalarca yapmamaktır.

Her Olayda mı Özür Dilemeli; Özrün Zamanı Var mıdır?

Çiftlerin birbirlerini tanıması eşler arası iletişimin sağlıklı olmasının ilk basamağıdır. Kendinizi ve eşinizi iyi tanıdıktan sonra onu hangi konularda niçin incittiğinizi keşfetmişsinizdir. Bununla birlikte kendinizi onu tekrar tekrar kırmaktan alamadığınızı düşünürsünüz. İşte eşinizin gönlünü az da olsa kırdığınızı anlar anlamaz özür dileme vakti gelmiş demektir. Ayrıca tartışma uzadığında ve eşinizin ihtiyaç duyduğu şeyin, pişmanlığınızı dile getirmeniz olduğunu anladığınızda teslim bayrağını çekme zamanıdır. Çok sık hata yapıyorsanız veya eşiniz çıtkırıldım yapıya sahip hassas biriyse “Özür dilerim” cümlesini sürekli kullanarak değerini yitirmesine neden olmaktansa gönül alıcı davranışlarla da pişmanlığınızı yansıtabilirsiniz. Ona çeşitli ikramlarda bulunabilir, espriler yapabilirsiniz. Ne de olsa doğru kullanıldığında mizah en ağır sorunların keskinliğini dahi uçurabilecek kıvraklığa sahiptir. Problem körüklenmişse ve ikizin de aklı bir süreliğine öfkeye teslim olmuşsa biraz durulup öylece özür dileyebilirsiniz.

Sen Bana Kırgın Olursan Ben Ne Yaparım?

Hz. Fatıma (r.a) yaptığı bir şakadan dolayı Hz. Ali’yi (k.v) üzer. Hz. Fatıma, “Ya Ali ben sana latife yapmıştım, anlamadın mı?” der. Hz. Ali (k.v), “Yok, sana kırıldım. Senden böyle sözler duymayı ummazdım” diye cevap verir. Fatıma annemiz kendini affettirmek ve ondan helallik almak için etrafında pervane olur. “Sen bana kırgın olursan ben ateş ehlinden olurum ya Ali, ne olur bana hakkını helal et. Özrümü bağışla” der. Hz. Ali (k.v) biricik eşinin bu hali karşısında, “Bin defa helal olsun” der ve eşini affeder. Hz. Fatıma (r.a) validemizin kalbi tam olarak rahat etmez. İki Cihan Güneşi’ne giderek eşini üzdüğünü ve ondan helallik aldığını dile getirir. Saadetli babasına, “Allah katında onun hakkını ödeyebildim mi, Allah’ı razı edebildim mi, bende başka hakkı kalmış mıdır?” diye sorar. Efendimiz (s.a.v), “Hakkın helal olmuş kızım” deyince rahatlar. Bir hata ve hak ihlali yapıldığında Hz. Fatıma’nın inceliğini ve Hz. Ali’nin yaklaşımını sergilemek mutlu ve huzurlu bir ailenin garantisi olur.

Her Özür Kabul Edilmeli mi?

Hayat içerisinde birbirimizi idare etmemiz gereken birçok zaaflarımız, uyuşmayan yönlerimiz, kırıcı davranışlarımız olabilir. Dolayısıyla evlilik ve özür dileme-affetme döngüsü iç içedir. Hatta böyle küçük tartışmalara evliliğin tuzu biberi denmesinin nedeni affetme sonrasında eşlerin birbirlerine daha bir heyecanla sevgi duymasıdır. Bununla birlikte evlilikte -Allah korusun- bazı büyük yanlışların affedilmesi oldukça güçtür hatta mümkün olmayabilir. Eşinin ailesine ağır hakaretler, şiddet, içki, kumar, zina, eşi sürekli aşağılayıcı konuşmak ve başkalarının yanında onu küçük düşürmek, onu sürekli yabancılarla kıyaslayıp beğenmediğini dile getirmek, haram kazanç getirmek, yolsuzluk yapmak… türü yanlışlar evlilikte küçük özürlerle geçiştirilemeyecek türdendir.

Neslihan BEYHAN’ın bu yazısı Aralık 2010 tarihli SEMERKAND AİLE DERGİSİ’nin 63. sayısında yayınlanmıştır.

Paylaşmak Güzeldir

1 Yorum

  1. şükran kocabaş diyor ki:

    süper bir konu herkese tavsiye edrimmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm ALLAH SİZDEN EBEDEN RAZI OLSUN BİZLERİDE NEFSİMİZLE BAŞBAŞA BIRAKTIRMASIN ÖZÜR DİLEYEN VE KABUL EDEBİLENLERDEN EYLESİNNNNNNNNNNNNNNN

Yorum Yapın