Üsküdar İskelesine Kanat Açan Şaheser

YAZI DEFTERİ | | 14 Haziran, 2010 | 3.486 kere okundu

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı, bol hayır sahibi Mihrimah Hatun, mühendis ve mimarların şahı Mimar Sinan’a bir muhteşem yapı inşa ettirir. Üsküdar meydanında şaha kalkmış bu cami ne kadar asildir ki kendisinden bahsederken üç dev ismi de birlikte söyletir.

Üsküdar şahane bir manzaraya sahipse, bu güzel tablonun localarından en heybetlisi şüphesiz Mihrimah Sultan Camii’dir. Üsküdar İskelesine adım atar atmaz karşımızda yükselen bu gösterişli yapıtın diğer adının İskele Camii olması ve buluşma yeri olarak en çok zikredilen konumda bulunması tesadüfi olmasa gerek. Kanatlarını açmış Üsküdar sahillerine doğru uçmaya hazırlanan, nazlı bir kuş havası içindeki bu güzel yapıtın tarihi 1540’lı yıllara tekabül eder.

Büyük servet sahibi Mihrimah Hatun elindekileri Allah yolunda hayır işlerinde kullanmaktan çekinmez ve Mimar Sinan’a muhteşem eserler inşa ettirir. Mihrimah Sultan Camii’nin deprem gibi çeşitli doğal afetler karşısında dahi yüzyıllardır dimdik ayakta durabiliyor olması bir Koca Sinan maharetidir. Sinan Üsküdar’daki hatta İstanbul’daki çalışmalarına ilk bu eserle başlar. Sinan’ın 1547’de inşa ettiği Üsküdar Mihrimah Sultan Külliyesinde cami, medrese, imaret, hamam, mektep, muvakkıthane, han ve bir türbe bulunmaktaydı. Külliyeye ait tabhane, imarethane ve kervansaray günümüze kadar ulaşmamışsa da cami, medrese ve sıbyan mektebi pek çok değişiklik yapılmak suretiyle varlığını sürdürmekte. Sıbyan mektebi çocuk kütüphanesi olarak kullanılmakta, medrese ise sağlık merkezi işlevini görüyor.

Mihrimah Sultan Camii, yaptırıldığı sıralarda denize şimdikinden daha yakındır. Rivayetlere göre, açılış merasimine saltanat kayığı ile gelen Sultan Süleyman’ın, cami merdivenleri önünde karaya ayak bastığı söylenir. Bugünkü iskele meydanının son düzenlemesi Sultan III. Ahmet devrinde 1728’de yapılır. Ondan önce 1710 yılında yaptırılan Yeni Cami hafriyatından çıkan topraklar da burada denize dökülünce cami, denizden biraz uzaklaşmış olur.

Sultan Camileri İki Minareli Olur

Adet olduğu üzere bir sultan camisi olarak Mihrimah Sultan Camii’nde de iki minare bulunur. Fakat Mihrimah Sultan’ın Edirnekapı’da aynı ismi taşıyan vakfiyesinde bir minare bulunmakta. Farklılığın nedeni bilinmese de sultanın yaşam öyküsüne bakınca şöyle bir çıkarımda bulunmadan edemiyoruz: 1540-47 arasında inşa edilen Üsküdar’daki Mihrimah Camii’nin inşası döneminde sultanın eşi Rüstem Paşa hayattadır. Fakat Edirnekapı Mihrimah Camii inşa edildiğinde (1568), Rüstem Paşa vefat edeli yedi yıl olmuştur. Kim bilir sultan da bu tek minare ile yalnızlığını vurgulamıştır.

Güneş Saati Camilerde Namaz Vaktini Gösterirdi

Cemaat, namazlarını vaktinde kılmaya gösterdiği özen dolayısıyla cami duvarlarına veya avlularına, birbiri ardına güneş saatleri çizebilmekteydi. Güneş saatleri, özel olarak hazırlanmış bir mil ucunun gölgesinin, güneşin hareketine bağlı olarak, mermer veya taş bir zemin üzerindeki durumuna göre vakti tayin eder. Mihrimah Sultan Camii’nin de ön avlusunda, caminin batı duvarının dış yüzünde ve bu duvarın kıble duvarıyla birleştiği yerde mermer bir levha halinde bir güneş saati çizilidir. Levha halindeki bu güneş saati günümüzde halen varlığını sürdürmede ve diğer güneş saatlerinde rastlanamayacak kadar fazla bilgiye ve detaya da sahip durumda.

Mihr, Mah ve Sinan’ın Sırrı Mihrimah, güneş ve ay (mihr ve mah) demektir. Nisan ayında mehtap yani mah, Çamlıca sırtlarından, Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii’nin iki minaresi arasından doğarken, mihr yani güneş, Edirnekapı Mihrimah Camii’nin kubbesi üstünden batar. Bu bir tesadüf mü yoksa Mimar Sinan’ın dehası mı bilinmiyor.

Babasının Hayırlı Kızı

Cemile Mihrimah, Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın dinine bağlılığı ve hayırseverliği ile meşhur kızlarıdır. Doğum tarihi net olarak bilinmese de 1539’da on yedi yaşlarında evlendiği düşünülürse 1522 yılı civarında doğmuştur denebilir. Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa ile evlendikten sonra eşinin de sadrazam olmasıyla saraydaki nüfuzu hayli artan ve serveti iyiden iyiye çoğalan Mihrimah Hatun, dünyanın geçici güzelliklerine aldanmayıp malını, varını yoğunu Allah için verebilen talihli hanımlardan. Sultan Süleyman’ın bu güzel gönüllü prensesinde yalnızca eli açıklık değil verirken ihlasla verebilmek de dikkatleri çeker.

Vaktiyle Harun Reşit’in hanımı Zübeyde’nin Bağdat’tan Arafat’a getirttiği su yollarının bozulduğunu ve bu sebeple hacıların Arafat günü şiddetli su sıkıntısı çektiklerini duyan Mihrimah, babası Kanuni Sultan Süleyman’ın huzuruna çıkarak sahibi olduğu bütün mücevherleri bu yolda sarf etmek için müsaade ister. Ayrıca bu hayratının gizli kalmasını şart koşar. Süleymaniye Camii’nin temelleri atıldıktan sonra Mimar Sinan’ın uzun müddet ortadan kayboluşunu temellerin oturması için beklenmiş olmasına yoranlar vardır. Halbuki bu müddet zarfında Sinan, su yollarını Mihrimah Sultan’ın servetiyle yeniden tamir etmiş ve Arafat’a bol su getirmiştir. Bu suyun hala “Ayn-ı Zübeyde” ismiyle anılması, Mihrimah Sultan’ın bu hayrını gizlemiş olmaktaki hassasiyetinin sonucudur denebilir. Yaşamı boyunca tüm malını hayır işlerine tahsis eden Sultan, 1578 yılında vefat eder ve Süleymaniye’de babasının türbesine defnedilir.

Paylaşmak Güzeldir

Yorum Yapın